İnsan Olarak Doğulur mu? Yoksa İnsan Olmak Öğrenilir mi?


Kabul ediyorum; zor bir soru oldu. Hatta biraz da sert oldu galiba. Ama, hoşumuza gitsin ya da gitmesin, bizler öğrenen varlıklarız. Dünyaya geldiğimiz andan itibaren, içine doğduğumuz insan topluluğu tarafından, onlara benzemek üzere eğitiliyoruz. Öyle ya; her bebek konuşma yeteneği ile doğar ve ona konuşmayı öğretenler var ise bu yeteneğini kullanabilir. Çıplak bir topluma doğduysanız çıplak gezersiniz, tokalaşmak yerine burnunu karıştırıp haykıran bir toplumdaysanız da parmağınız burnunuzda gezersiniz. Aslında konuyu sadece davranışsal boyut ile de sınırlamamak gerek. Çünkü insan; biyolojik, psikolojik ve sosyo-kültürel bir varlık. Dolayısıyla, sadece davranışlarımız değil, kinestetik ve biyolojik yetilerimiz de içine doğduğumuz insan topluluğundan etkileniyor. Peki ya tüm bunların yürütülmesinden sorumlu beynimizin işlenmesi, insanlar dışındaki farklı dünyevi varlıkların elinde olsaydı? İşte size literatüre geçmiş bir örnek:


1920’de J.A.L.Singh tarafından bir kurt ininde uyurken bulunduklarında, Amala 1.5, Kamala ise 8 yaşındaydı. Kurtlar tarafından büyütülmüşlerdi. Bu çocukların davranışları da görünümleri de kurt gibiydi. Dört ayak üzerinde hareket ediyorlardı ve dizleriyle avuç içleri nasır bağlamış durumdaydı. Çiğ ete bayılıyorlar ve fırsatını bulduklarında çalıyorlardı. Suyu dilleriyle içiyor ve yiyeceklerini çömelmiş vaziyette yiyorlardı. Dilleri kalındı ve dudaklarından dışarı sarkmış durumdaydı. Kurt gibi soluyorlardı. Gece yarısı asla uyumuyor, sinsi sinsi av arar gibi dolaşıyor ve uluyorlardı. Bir sincap gibi çok hızlı hareket ediyorlardı ve onlara yetişip yakalamak çok zordu. İnsanlardan tümüyle uzak duruyorlar ve hatta fazla yaklaşan olursa dişlerini gösteriyorlardı. İşitme duyuları son derece gelişmişti. Koku hisleri ise, bir etin kokusunu çok uzaklardan bile alabilmelerini sağlıyordu. Gündüzleri çok iyi göremezken geceleri daha iyi görebiliyorlardı. 1921 yılının Eylül ayında hastalandılar ve Amala öldü. Amala öldüğünde, Kamalanın gözünden sadece 2 damla yaş geldi ve bu esnada yüzünün ifadesinde hiçbir değişiklik yoktu. Singh, Kamala’yı elinden geldiğince eğitti. İki yılda ona yürümeyi ve tuvalet eğitimini verdi. Bu süreçte bile Kamala, heyecanlandığında veya korktuğunda dört ayak üzerine geliyordu. Üç yıl kadar sonra, yaklaşık bir düzine kelime öğrenebilmişti. Elbette telaffuzu yaşıtlarının çok gerisindeydi. Kelimelerin de genellikle yarısını söylüyordu. Sadece 17 yaşına kadar yaşadı.


İşte böyle; biz insanlar, aynalarımız, yani birbirimiz olmadan ben olamıyoruz. Charles H. Cooley, “Ayna Benlik” kuramını “insanların bizi nasıl gördüğünü düşünmemize yarayan benlik imajıdır” şeklinde tarif ediyor. George H. Mead da, benzer şekilde, diğerlerinin rolünü alarak kendimizin farkına vardığımızı belirtiyor. Çocuklar ise, sınırlı toplumsal tecrübeleri nedeniyle, bunu taklit etme yoluyla yapıyorlar. Yani birbirimize öğretmekten vazgeçersek yokuz.


Sözün özü; diğerleri olmadan “Kendim”, kendim olmadan da “ben” olamayacağımızı asla unutmayalım derim. Çünkü, ancak bu şekilde biyolojik anlamda insan olarak başlayan hayatımızı, varoluşsal anlamda da insan olarak sürdürebilmemiz mümkün. Sürdüremezsek, neandertal atalarına özlem duyan grupların elinde tarumar oluruz. Benden söylemesi.

4 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör