top of page

Arama Sonuçları

Boş arama ile 774 sonuç bulundu

  • Duygularımız ve Biz

    Photo by Pixabay on Pexels.com Günümüzde en başarılı ilköğretim okulu, lise giriş sınavında en yüksek başarıyı tutturan ilköğretim okulu ve en başarılı lise, üniversite giriş sınavında en yüksek başarıyı tutturan lise olarak görülmeye devam etmektedir. Eğitim sisteminde süregelen bazı aksamalar, ne yazık ki, günümüzün, “başarılı okul” tanımını öğrencilerin lise ve üniversite giriş sınavlarındaki başarılarıyla kısıtlamıştır. Oysa ki, bu alanda yapılan araştırmalar, okulda alınan iyi notların hayat başarısını garantilemediği gerçeğini tekrar tekrar ortaya koymakta ve salt zekanın (IQ) günlük hayattaki başarıya katkısının %10’dan fazla olmadığını göstermektedir. Bu bakımdan, eşit IQ düzeyine sahip iki kişiden biri hayatta ilerleme kaydetmişken, diğerinin neden aynı başarı düzeyini yakalayamadığını anlayabilmek için bu kişilerin Duygusal Zeka (EQ) yeterliklerinin de göz önünde bulundurulması gerekir. Çünkü, genel olarak Duygusal Zeka (EQ), sahip olduğumuz her türlü bilgi ve beceriyi (bilişsel, sosyal, duygusal, vb.) hem kendi hayatımızda, hem de çevremizdeki insanlarla olan ilişkilerimizde ne kadar etkin kullanabildiğimizle ilgilidir. Dahası, IQ seviyesiyle bağdaştırılan sözel ve sayısal bilgileri öğrenme becerilerinde olduğu gibi, EQ başlığı altında yer alan duygusal ve sosyal beceriler de öğrenilerek kazanılabilir ve geliştirilebilir. Dolayısıyla, inanıyoruz ki, asıl hedef olan hayat başarısına ulaşabilmek için, öncelikle okullarımızdaki “başarı” tanımının yeniden gözden geçirilmesi ve bu tanımdaki boşluğun EQ bilgileri ışığında doldurulması gerekmektedir. Duygusal ve sosyal becerilerini iyi kullanabilen kişiler – yani, kendini ve duygularını iyi bilen, onları kontrol ederek yönetebilen, başkalarının duygularını anlayan ve onlarla ilişkilerini ustalıkla idare edebilenler – hayatlarının hem özel hem de mesleki alanlarında daha avantajlı bir konuma geçerler. Duygusal Zekanın iki boyutu vardır. Birincisi Duygusal, İkincisi Sosyal boyut. Duygusal Boyut, kişinin kendisini tanıması (özbilinç) ve Duygularını yönetmesi (özyönetim) ile ilgilidir. Sosyal Boyut ise empati ve ilişkileri yönetmeyi kapsar. Bunların arasında bir sıra vardır ve duygusal boyut gelişmeden sosyal boyut gelişemez. Tıpkı bir Türk Atasözünde söylendiği gibi; “Kendisinin ne hissettiğinden habersiz insan, başkasının da ne hissettiğini bilemez, anlayamaz.” Bu yazının konusu duygularımız ve onları yönetme ile ilgili… ÖZ BİLİNÇ: İnsanın kendini ve duygularını tanıması birçok kaynakta “öz bilinç” kavramı ile ifade edilmektedir. Öz bilinç, kişinin güçlü ve gelişmeye açık yönlerini bilmesi, duygularını tanıması, bu farkındalıklarını düşünce ve davranışlarına rehber olacak şekilde kullanması ve kendini ifade edebilmesidir. Duygusal özbilinci yüksek kişiler, duygularının kendilerini ve günlük per­formanslarını nasıl etkilediğini bilirler, yol gösterici değer­lerine bağlı kalır ve karmaşık bir durumda resmin bü­tününü görerek en iyi hareket şeklini tahmin edebilmenin yanı sıra, duygularıyla ve kendilerine yol gösteren vizyonlarıyla ilgili açık ve inançlı bir ifadeyle konuşurlar. Dahası, bu kişiler genellikle zayıf ve güçlü yönlerini bilen, geliştirmeleri gereken yönlerinin kolayca farkına varan ve bu konuda yapıcı eleştiri ve geribildirime açık bir tutum içerisindedirler. Kişinin yetenekleri konusunda doğru bilgiye sahip olması, güçlü yönlerine güvenmesini sağlar. Yüksek özgüven­e sahip kişiler, zor bir görevi rahatlıkla üstlenebilirler. Bu kişiler genellikle kendilerinden emin oldukları ve varlıkla­rını herkese hissettirdikleri için, içinde bulundukları grup içerisinde rahatlıkla öne çı­karlar. John Mayer(Goleman, 1996:67), kişilerin duygularını birbirlerinden farklı bakış açılarıyla ele alıp, duygularıyla farklı biçimlerde başa çıktıklarını gözlemlemiştir. Bunlar; Kendini kaptırmış. Bunlar, genelde duygularına kapılıp gi­den ve bu durumdan kendilerini kurtaramayan, adeta duyguların hükmü altında yaşayan kişilerdir. Ali’nin anne ve babası onun ne zaman öfkeyle patlayacağını, yüzünün kıpkırmızı olmasından, dişlerini ve yumruklarını sıkmasından anlıyorlar. Ali öfkelendiğinde kontrolünü kaybediyor, eline geçeni fırlatıp kırıyor, bağırıyor, tehdit ediyor ve o anda yanında kim varsa ona vurmaya başlıyor. Sakinleştikten sonra yaptıklarından dolayı kendisini suçlu hissediyor ve bir daha yapmayacağına dair söz veriyor, ama bir dahaki sefer öfkelendiğinde gene kontrolünü kaybediyor. Ali çok sık yaşıyor bu öfke duygusunu. Bazen anne ve babası ona istediği şeyi almadığında bazen de bir oyunda kaybettiğinde sinirleniyor. Ali’nin ailesi, arkadaşları ve öğretmenleri onun bu durumuna nasıl yardım edeceklerini ve öfkesiyle nasıl başa çıkacaklarını bilemiyorlar. Kabullenmiş. Bu kişiler genelde ne hissettiklerini bilseler de, bu durumlarını kabul eder ve değiştirmeyi denemezler. Ceren ise duygularını içinde saklıyor. Gerçekten çok öfkelendiği zamanlar oluyor. İnsanların kendisine kötü davranmasına hiç sesini bile çıkartmıyor. Ceren’in anne ve babası onu rahatsız eden bir şey var mı, yok mu hiç bilmiyorlar. Ceren buna karşılık, mesela akşam yemeğinde sevmediği bir yemek olması yada arkadaşının ona telefon etmeyi unutmuş olması gibi hiç olmayacak küçük şeylere aşırı tepki verebiliyor ve ağlıyor. Ceren’in babası da duygularını saklayan biri. Her zaman her şeyi içine atıyor ve zaman zaman hiç olmadık bir şekilde patlak verip bağırıp çağırmaya başlıyor. Ceren’in annesi ise öfkesini çok nadir ifade eden ama buna karşın bir şeyler ters gittiğinde çok kolay üzüntü ve depresyona giren birisi. Öz bilinçli. Ruh hallerinin farkında olan bu kişiler, duygusal hayatları hakkında belli bir anlayışa sahiptir. Duygularının bilin­cinde olmaları, diğer bazı kişilik özelliklerini destekleyebilir. ÖZ YÖNETİM: “Öz yönetim” kavramı bir çok kaynakta “Duyguları Yönetme” olarak da ifade edilmektedir. Özyönetim, kişinin duygularını kendine ve çevresindekilere zarar vermeden lehte bir durum yaratacak şekilde yönetebilmesidir. Kişinin sorunlar karşısında yeterli düzeyde öz kontrol, özgüven ve esneklik gösterebilmesi de özyönetim tanımının içinde yer alır. Bununla birlikte, duyguları yönetmek, duyguları bastırmak ile karıştırılmamalıdır. Bu konuda, Stanford Üniversitesi’nde yapılan önemli bir araştırma özyönetim beceri ve yeterliklerinin kişilerin hayatında ne kadar önemli olabileceğini ortaya koymaktadır. Araştırma kapsamında 4 yaşındaki çocuklara lokum benzeri bir tatlı sunulmuş ve isterlerse bunun hemen yiyebilecekleri, ancak bir süre beklerlerse gelecek olan liderin kendilerine bu tatlılardan iki tane verecekleri söylenmiştir. Tatlısını hemen yiyen çocuklarla, bekleyen çocuklar 14 yıl sonra tekrar izlendiğinde ortaya önemli farkların çıktığı görülmüştür. Bekleyen çocukların üniversite sınavları aşamasında duygusal açıdan çok daha dengeli ve tutarlı oldukları, stresli durumlarla daha iyi başa çıktıkları, arkadaşları arasında daha çok ilgi gören ve aranan gençler oldukları, iç motivasyonlarının daha yüksek olduğu ve daha çok amaca yönelik davranışlar gösterdikleri saptanmıştır. Ancak araştırmanın en ilginç bulgusu bu gençlerin en yüksek puanın 1600 olduğu SAT sınavlarında (Türkiye’deki ÖSS), beklemeden yiyenlere kıyasla ortalama 210 puanlık bir üstünlük sağlamaları olmuştur. Bu fark en yüksek ve düşük sosyo-ekonomik ailelerin çocukları arasında veya ilkokul mezunu ailelerle, üniversite mezunu ailelerin çocukları arasındaki farktan daha yüksek bir farktır. Duygularını denetleyebilen kişiler rahat­sız edici duygu ve dürtülerine hâkim olmanın, hatta onları yararlı bir biçimde kanalize etmenin yollarını bulurlar. Kişinin yüksek stres altında ya da bir kriz döneminde sakin kalması ve açık bir zihinle düşünebilmesi -ya da zorlu bir durumla karşılaştığında bile soğukkanlılığını koruması- bir özdenetim göstergesidir. Aristonun dediği gibi “Herkes kızabilir, bu kolaydır. Ancak doğru insana, doğru ölçüde, doğru zamanda, doğru nedenle ve doğru şekilde kızmak, işte bu kolay değildir. Duygularını yönetebilen kişiler, saydam, uyumlu, iyimser, kendilerini motive edebilen ve inisiyatif kullanabilen kişilerdir. Örneğin, saydam kişiler, değerlerini hayata geçirirler. Kişinin duyguları, inançları ve eylemleri konu­sunda başkalarına karşı açık olması dürüstlük yaratır. Bu tür kişiler hata ya da kusurları açıkça kabul eder ve başkalarının ahlaka aykırı davranışlarına göz yum­mak yerine uygun şekilde karşı çıkarlar. Bireyin duygu düşünce ve davranışlarını değişen koşullara uydurabilmesi, aynı zamanda mücadele ve değişim gerektiren durumlarda esnek davranabilmesidir. Uyumlu kişiler, odak ya da enerjilerini yitir­meden çok sayıda talebin üstesinden gelebilir ve toplum yaşa­mının kaçınılmaz belirsizliklerinden rahatsız olmazlar. Başarma dürtüsü, anlamlı, zengin ve dolu dolu bir hayat yolunda verilen uğraşlarla kendisini gösterir. Uzun vadeli hedeflere yaşam boyu süren bir gayret ve şevkle bağlılık sağlayacak türden ilgi alanları ve zevkli uğraşlar yaratmaktır. Kişinin ilgi alanlarına karşı duyduğu heyecan ve tutku, bu ilginin sürdürülebilmesi için gereken enerji ve motivasyonu sağlar. Başarma dürtüsü, kişinin, beceri, yeti ve yeteneklerini azami ölçüde geliştirebilmek için uğraş verdiği kesintisiz ve dinamik bir süreçtir. Bu faktör, kişinin ısrarcı bir şekilde elinden gelenin en iyisini yapma gayreti ve genel anlamda kendini geliştirmeye çalışması ile bağlantılıdır. Bunun sonucunda ise kişisel tatmin duygusu yaşanır. İstenen sonucu verme yeteneklerine -kendi ka­derlerine hükmetmek için gereken şeylere- sahip oldukla­rını hisseden kişilerin girişimciliği mükemmeldir. Bekle­mek yerine, fırsatları yakalar ya da yaratırlar. İnisiyatif sahibi bir kişi, geleceğe yönelik daha iyi olasılıklar yaratabilmek için, gerektiğinde kokuşmuş katı alışkanlıkları delip geçmekte, hatta kuralları esnetmekte duraksamaz. İyimserlik, bireyin hayata olumlu yönünden bakabilmesi ve sorunlar karşısında bile olumlu bir tutum sergilemeyi sürdürebilmesidir. İyimserlik, bireyin yaşantısına belirli bir ölçüde umut katar. İyimserlik, depresyonun yaygın semptomlarından olan kötümserliğin karşıtıdır. Kişinin iyimserlik düzeyiyle sorunlarla başa çıkabilme yeteneği arasında güçlü bir bağlantı vardır. İyimserlik, özmotivasyon üzerinde önemli bir rol oynar; hedeflere ulaşmakta ve stresle başa çıkmakta da çok önemli bir faktördür. İyimserler de kötümserler gibi aynı hayat tecrübelerinden geçerler, aradaki fark iyimserlerin daha başarılı bir şekilde bu olayların üstesinden gelmesi ve hatalarından ders alarak, yenilgi sonrasında kendilerini daha çabuk toparlamalarıdır. Kötümserler genellikle daha kolay pes ederler. Duygularımız yaşamımız boyunca biz nereye gidersek gidelim bizimle beraber olacak, aldığımız kararlar, söylediğimiz sözler ve yaptığımız hareketlerde hep onların etkileri olacaktır. Duygularımızın, değerlerimizin, güçlü ve zayıf taraflarımızın farkında olmak, bu farkındalık doğrultusunda duygularımızı yönetme becerilerimizi geliştirmek ve bunları kullanmak, yaşamımız boyunca bizler için önemli bir avantaj olacaktır. Sonuç olarak, bu nitelikleri benimseyen ve belirlediği hedeflerden vazgeçmeyen bir kişi için ise “başarı” kaçınılmazdır. KAYNAKLAR: Goleman, Daniel, Duygusal Zeka Neden IQ’dan Daha Önemlidir?, Varlık Yayınları: İstanbul, 1996. Goleman, Daniel, İşbaşında Duygusal Zeka, Varlık Yayınları: İstanbul, 1998. Goleman, Daniel, Boyatzis, Richard, McKee, Annie, Yeni Liderler, Varlık Yayınları: İstanbul, 2003. Møller, Claus, Hearthwork, TMI: Hillerød, 2000 UĞUR KARİYER DERGİSİ, KASIM 2004 SAYISINDA YAYIMLANMIŞTIR. Dr. Seden TUYAN & Eray BECEREN #ÖzBilinç #ÖzYönetim

  • Duygularımız ve Biz

    Photo by Pixabay on Pexels.com Günümüzde en başarılı ilköğretim okulu, lise giriş sınavında en yüksek başarıyı tutturan ilköğretim okulu ve en başarılı lise, üniversite giriş sınavında en yüksek başarıyı tutturan lise olarak görülmeye devam etmektedir. Eğitim sisteminde süregelen bazı aksamalar, ne yazık ki, günümüzün, “başarılı okul” tanımını öğrencilerin lise ve üniversite giriş sınavlarındaki başarılarıyla kısıtlamıştır. Oysa ki, bu alanda yapılan araştırmalar, okulda alınan iyi notların hayat başarısını garantilemediği gerçeğini tekrar tekrar ortaya koymakta ve salt zekanın (IQ) günlük hayattaki başarıya katkısının %10’dan fazla olmadığını göstermektedir. Bu bakımdan, eşit IQ düzeyine sahip iki kişiden biri hayatta ilerleme kaydetmişken, diğerinin neden aynı başarı düzeyini yakalayamadığını anlayabilmek için bu kişilerin Duygusal Zeka (EQ) yeterliklerinin de göz önünde bulundurulması gerekir. Çünkü, genel olarak Duygusal Zeka (EQ), sahip olduğumuz her türlü bilgi ve beceriyi (bilişsel, sosyal, duygusal, vb.) hem kendi hayatımızda, hem de çevremizdeki insanlarla olan ilişkilerimizde ne kadar etkin kullanabildiğimizle ilgilidir. Dahası, IQ seviyesiyle bağdaştırılan sözel ve sayısal bilgileri öğrenme becerilerinde olduğu gibi, EQ başlığı altında yer alan duygusal ve sosyal beceriler de öğrenilerek kazanılabilir ve geliştirilebilir. Dolayısıyla, inanıyoruz ki, asıl hedef olan hayat başarısına ulaşabilmek için, öncelikle okullarımızdaki “başarı” tanımının yeniden gözden geçirilmesi ve bu tanımdaki boşluğun EQ bilgileri ışığında doldurulması gerekmektedir. Duygusal ve sosyal becerilerini iyi kullanabilen kişiler – yani, kendini ve duygularını iyi bilen, onları kontrol ederek yönetebilen, başkalarının duygularını anlayan ve onlarla ilişkilerini ustalıkla idare edebilenler – hayatlarının hem özel hem de mesleki alanlarında daha avantajlı bir konuma geçerler. Duygusal Zekanın iki boyutu vardır. Birincisi Duygusal, İkincisi Sosyal boyut. Duygusal Boyut, kişinin kendisini tanıması (özbilinç) ve Duygularını yönetmesi (özyönetim) ile ilgilidir. Sosyal Boyut ise empati ve ilişkileri yönetmeyi kapsar. Bunların arasında bir sıra vardır ve duygusal boyut gelişmeden sosyal boyut gelişemez. Tıpkı bir Türk Atasözünde söylendiği gibi; “Kendisinin ne hissettiğinden habersiz insan, başkasının da ne hissettiğini bilemez, anlayamaz.” Bu yazının konusu duygularımız ve onları yönetme ile ilgili… ÖZ BİLİNÇ: İnsanın kendini ve duygularını tanıması birçok kaynakta “öz bilinç” kavramı ile ifade edilmektedir. Öz bilinç, kişinin güçlü ve gelişmeye açık yönlerini bilmesi, duygularını tanıması, bu farkındalıklarını düşünce ve davranışlarına rehber olacak şekilde kullanması ve kendini ifade edebilmesidir. Duygusal özbilinci yüksek kişiler, duygularının kendilerini ve günlük per­formanslarını nasıl etkilediğini bilirler, yol gösterici değer­lerine bağlı kalır ve karmaşık bir durumda resmin bü­tününü görerek en iyi hareket şeklini tahmin edebilmenin yanı sıra, duygularıyla ve kendilerine yol gösteren vizyonlarıyla ilgili açık ve inançlı bir ifadeyle konuşurlar. Dahası, bu kişiler genellikle zayıf ve güçlü yönlerini bilen, geliştirmeleri gereken yönlerinin kolayca farkına varan ve bu konuda yapıcı eleştiri ve geribildirime açık bir tutum içerisindedirler. Kişinin yetenekleri konusunda doğru bilgiye sahip olması, güçlü yönlerine güvenmesini sağlar. Yüksek özgüven­e sahip kişiler, zor bir görevi rahatlıkla üstlenebilirler. Bu kişiler genellikle kendilerinden emin oldukları ve varlıkla­rını herkese hissettirdikleri için, içinde bulundukları grup içerisinde rahatlıkla öne çı­karlar. John Mayer(Goleman, 1996:67), kişilerin duygularını birbirlerinden farklı bakış açılarıyla ele alıp, duygularıyla farklı biçimlerde başa çıktıklarını gözlemlemiştir. Bunlar; Kendini kaptırmış. Bunlar, genelde duygularına kapılıp gi­den ve bu durumdan kendilerini kurtaramayan, adeta duyguların hükmü altında yaşayan kişilerdir. Ali’nin anne ve babası onun ne zaman öfkeyle patlayacağını, yüzünün kıpkırmızı olmasından, dişlerini ve yumruklarını sıkmasından anlıyorlar. Ali öfkelendiğinde kontrolünü kaybediyor, eline geçeni fırlatıp kırıyor, bağırıyor, tehdit ediyor ve o anda yanında kim varsa ona vurmaya başlıyor. Sakinleştikten sonra yaptıklarından dolayı kendisini suçlu hissediyor ve bir daha yapmayacağına dair söz veriyor, ama bir dahaki sefer öfkelendiğinde gene kontrolünü kaybediyor. Ali çok sık yaşıyor bu öfke duygusunu. Bazen anne ve babası ona istediği şeyi almadığında bazen de bir oyunda kaybettiğinde sinirleniyor. Ali’nin ailesi, arkadaşları ve öğretmenleri onun bu durumuna nasıl yardım edeceklerini ve öfkesiyle nasıl başa çıkacaklarını bilemiyorlar. Kabullenmiş. Bu kişiler genelde ne hissettiklerini bilseler de, bu durumlarını kabul eder ve değiştirmeyi denemezler. Ceren ise duygularını içinde saklıyor. Gerçekten çok öfkelendiği zamanlar oluyor. İnsanların kendisine kötü davranmasına hiç sesini bile çıkartmıyor. Ceren’in anne ve babası onu rahatsız eden bir şey var mı, yok mu hiç bilmiyorlar. Ceren buna karşılık, mesela akşam yemeğinde sevmediği bir yemek olması yada arkadaşının ona telefon etmeyi unutmuş olması gibi hiç olmayacak küçük şeylere aşırı tepki verebiliyor ve ağlıyor. Ceren’in babası da duygularını saklayan biri. Her zaman her şeyi içine atıyor ve zaman zaman hiç olmadık bir şekilde patlak verip bağırıp çağırmaya başlıyor. Ceren’in annesi ise öfkesini çok nadir ifade eden ama buna karşın bir şeyler ters gittiğinde çok kolay üzüntü ve depresyona giren birisi. Öz bilinçli. Ruh hallerinin farkında olan bu kişiler, duygusal hayatları hakkında belli bir anlayışa sahiptir. Duygularının bilin­cinde olmaları, diğer bazı kişilik özelliklerini destekleyebilir. ÖZ YÖNETİM: “Öz yönetim” kavramı bir çok kaynakta “Duyguları Yönetme” olarak da ifade edilmektedir. Özyönetim, kişinin duygularını kendine ve çevresindekilere zarar vermeden lehte bir durum yaratacak şekilde yönetebilmesidir. Kişinin sorunlar karşısında yeterli düzeyde öz kontrol, özgüven ve esneklik gösterebilmesi de özyönetim tanımının içinde yer alır. Bununla birlikte, duyguları yönetmek, duyguları bastırmak ile karıştırılmamalıdır. Bu konuda, Stanford Üniversitesi’nde yapılan önemli bir araştırma özyönetim beceri ve yeterliklerinin kişilerin hayatında ne kadar önemli olabileceğini ortaya koymaktadır. Araştırma kapsamında 4 yaşındaki çocuklara lokum benzeri bir tatlı sunulmuş ve isterlerse bunun hemen yiyebilecekleri, ancak bir süre beklerlerse gelecek olan liderin kendilerine bu tatlılardan iki tane verecekleri söylenmiştir. Tatlısını hemen yiyen çocuklarla, bekleyen çocuklar 14 yıl sonra tekrar izlendiğinde ortaya önemli farkların çıktığı görülmüştür. Bekleyen çocukların üniversite sınavları aşamasında duygusal açıdan çok daha dengeli ve tutarlı oldukları, stresli durumlarla daha iyi başa çıktıkları, arkadaşları arasında daha çok ilgi gören ve aranan gençler oldukları, iç motivasyonlarının daha yüksek olduğu ve daha çok amaca yönelik davranışlar gösterdikleri saptanmıştır. Ancak araştırmanın en ilginç bulgusu bu gençlerin en yüksek puanın 1600 olduğu SAT sınavlarında (Türkiye’deki ÖSS), beklemeden yiyenlere kıyasla ortalama 210 puanlık bir üstünlük sağlamaları olmuştur. Bu fark en yüksek ve düşük sosyo-ekonomik ailelerin çocukları arasında veya ilkokul mezunu ailelerle, üniversite mezunu ailelerin çocukları arasındaki farktan daha yüksek bir farktır. Duygularını denetleyebilen kişiler rahat­sız edici duygu ve dürtülerine hâkim olmanın, hatta onları yararlı bir biçimde kanalize etmenin yollarını bulurlar. Kişinin yüksek stres altında ya da bir kriz döneminde sakin kalması ve açık bir zihinle düşünebilmesi -ya da zorlu bir durumla karşılaştığında bile soğukkanlılığını koruması- bir özdenetim göstergesidir. Aristonun dediği gibi “Herkes kızabilir, bu kolaydır. Ancak doğru insana, doğru ölçüde, doğru zamanda, doğru nedenle ve doğru şekilde kızmak, işte bu kolay değildir. Duygularını yönetebilen kişiler, saydam, uyumlu, iyimser, kendilerini motive edebilen ve inisiyatif kullanabilen kişilerdir. Örneğin, saydam kişiler, değerlerini hayata geçirirler. Kişinin duyguları, inançları ve eylemleri konu­sunda başkalarına karşı açık olması dürüstlük yaratır. Bu tür kişiler hata ya da kusurları açıkça kabul eder ve başkalarının ahlaka aykırı davranışlarına göz yum­mak yerine uygun şekilde karşı çıkarlar. Bireyin duygu düşünce ve davranışlarını değişen koşullara uydurabilmesi, aynı zamanda mücadele ve değişim gerektiren durumlarda esnek davranabilmesidir. Uyumlu kişiler, odak ya da enerjilerini yitir­meden çok sayıda talebin üstesinden gelebilir ve toplum yaşa­mının kaçınılmaz belirsizliklerinden rahatsız olmazlar. Başarma dürtüsü, anlamlı, zengin ve dolu dolu bir hayat yolunda verilen uğraşlarla kendisini gösterir. Uzun vadeli hedeflere yaşam boyu süren bir gayret ve şevkle bağlılık sağlayacak türden ilgi alanları ve zevkli uğraşlar yaratmaktır. Kişinin ilgi alanlarına karşı duyduğu heyecan ve tutku, bu ilginin sürdürülebilmesi için gereken enerji ve motivasyonu sağlar. Başarma dürtüsü, kişinin, beceri, yeti ve yeteneklerini azami ölçüde geliştirebilmek için uğraş verdiği kesintisiz ve dinamik bir süreçtir. Bu faktör, kişinin ısrarcı bir şekilde elinden gelenin en iyisini yapma gayreti ve genel anlamda kendini geliştirmeye çalışması ile bağlantılıdır. Bunun sonucunda ise kişisel tatmin duygusu yaşanır. İstenen sonucu verme yeteneklerine -kendi ka­derlerine hükmetmek için gereken şeylere- sahip oldukla­rını hisseden kişilerin girişimciliği mükemmeldir. Bekle­mek yerine, fırsatları yakalar ya da yaratırlar. İnisiyatif sahibi bir kişi, geleceğe yönelik daha iyi olasılıklar yaratabilmek için, gerektiğinde kokuşmuş katı alışkanlıkları delip geçmekte, hatta kuralları esnetmekte duraksamaz. İyimserlik, bireyin hayata olumlu yönünden bakabilmesi ve sorunlar karşısında bile olumlu bir tutum sergilemeyi sürdürebilmesidir. İyimserlik, bireyin yaşantısına belirli bir ölçüde umut katar. İyimserlik, depresyonun yaygın semptomlarından olan kötümserliğin karşıtıdır. Kişinin iyimserlik düzeyiyle sorunlarla başa çıkabilme yeteneği arasında güçlü bir bağlantı vardır. İyimserlik, özmotivasyon üzerinde önemli bir rol oynar; hedeflere ulaşmakta ve stresle başa çıkmakta da çok önemli bir faktördür. İyimserler de kötümserler gibi aynı hayat tecrübelerinden geçerler, aradaki fark iyimserlerin daha başarılı bir şekilde bu olayların üstesinden gelmesi ve hatalarından ders alarak, yenilgi sonrasında kendilerini daha çabuk toparlamalarıdır. Kötümserler genellikle daha kolay pes ederler. Duygularımız yaşamımız boyunca biz nereye gidersek gidelim bizimle beraber olacak, aldığımız kararlar, söylediğimiz sözler ve yaptığımız hareketlerde hep onların etkileri olacaktır. Duygularımızın, değerlerimizin, güçlü ve zayıf taraflarımızın farkında olmak, bu farkındalık doğrultusunda duygularımızı yönetme becerilerimizi geliştirmek ve bunları kullanmak, yaşamımız boyunca bizler için önemli bir avantaj olacaktır. Sonuç olarak, bu nitelikleri benimseyen ve belirlediği hedeflerden vazgeçmeyen bir kişi için ise “başarı” kaçınılmazdır. KAYNAKLAR: Goleman, Daniel, Duygusal Zeka Neden IQ’dan Daha Önemlidir?, Varlık Yayınları: İstanbul, 1996. Goleman, Daniel, İşbaşında Duygusal Zeka, Varlık Yayınları: İstanbul, 1998. Goleman, Daniel, Boyatzis, Richard, McKee, Annie, Yeni Liderler, Varlık Yayınları: İstanbul, 2003. Møller, Claus, Hearthwork, TMI: Hillerød, 2000 UĞUR KARİYER DERGİSİ, KASIM 2004 SAYISINDA YAYIMLANMIŞTIR. Dr. Seden TUYAN & Eray BECEREN #ÖzBilinç #ÖzYönetim

  • Bende Önemsendiğimi Hissetmek İstiyorum…

    Photo by Andrea Piacquadio on Pexels.com Yok yok başlığa bakarak bunu sadece kendim için istiyorum diye düşünmeyin lütfen. Bugün (28 Haziran 2009) öğleden sonra biraz hava almak için dışarı çıktım. Biraz yürüyüş yaptıktan sonra zincir kahvecilerden birine girdim, her günkü standart kahvemi içmek için. 🙂 “orta boy filtre kahve sütsüz ve şekersiz” 🙂 Aldım kahvemi kapının girişindeki koltuğa oturdum. Kahve servisi yapan kişilere yakın bir yerdi oturduğum yer. Kahvesini alıp bankodan ayrılan bir hanımefendi görevliye dönerek “eskiden gelenlere hoş geldiniz derdiniz çok iyi oluyordu” dedi ve yürüdü gitti. Görevli “deriz efendim” diye cevapladı. Ben kahvemi içtim, çıktım. Yolda yürürken önümde yürüyen iki genç delikanlı (16-17 yaşlarında) aralarında yüksek sesle konuşuyorlardı. Biri diğerine – Adam bana “Bütün modeller şuradaki raflarda” diyerek başından savdı. İnsan müşteri ile bir ilgilenir. Ne biçim satıcı bunlar. Diğeri arkadaşının söylediklerine bir başka kişinin tavrını örnek vererek cevap verdi. – Haklısın abi ya. Dürümcüye gidiyorsun adam yemekten sonra hemen geliyor “abi çay kahve ne içersin?” diye soruyorlar. Müşteri ile ilgilenmezsen bir daha gelir mi sana… Hayatın içinde bu ve buna benzer örnekleri biz ve çevremizdekiler ne kadar sık rastlıyoruz kimbilir. Bir araştırma sonucuna göre insanları en çok motive eden konunun “kendilerinin önemsendiklerini hissetmeleri” olarak ortaya çıkmış. Sevgili Doğan Cüceloğlu Hoca eğitimlerinde ve kitaplarında “Varoluşun Beş Boyutu” diye bir kavramdan bahseder. Beş boyutun birincisi “Can kaale alınmak, umursanmak ister” şeklinde ifade edilmiştir. Bu kavram kişilerin birbirleri ile içtenlikle selamlaşmalarından, birbirlerinin hatırını sormalarından, çeşitli konularda birbirlerini hatırlayarak aramalarına kadar uzanan ilişkileri kapsamaktadır. Bir başka Hocam diyebileceğim kişi ise Claus Moller. Moller “Hayat Ağacım” isimli kitabında bu konudan “ilgi” başlığı ile bahsetmektedir. Moller ilgiyi şöyle tanımlıyor. “İnsanların kendilerinin ve başkalarının öz değerini güçlendirmek için sahip oldukları ve diledikleri an kullanabilecekleri en güçlü araç ilgidir.” Konuyu konuşmaya, tartışmaya başlasak sanırım saatler, sayfalar yetmez. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? İyi bir hafta geçirmeniz, size önemsendiğinizi hissettiren aile bireyleri, dost ve iş arkadaşlarınızın olması, sizin de onları önemsediğinizi hissettirebilmeniz (anlayana elbette !!) dileklerimle… #önemseme #empati #ilgi

  • Bende Önemsendiğimi Hissetmek İstiyorum…

    Photo by Andrea Piacquadio on Pexels.com Yok yok başlığa bakarak bunu sadece kendim için istiyorum diye düşünmeyin lütfen. Bugün (28 Haziran 2009) öğleden sonra biraz hava almak için dışarı çıktım. Biraz yürüyüş yaptıktan sonra zincir kahvecilerden birine girdim, her günkü standart kahvemi içmek için. 🙂 “orta boy filtre kahve sütsüz ve şekersiz” 🙂 Aldım kahvemi kapının girişindeki koltuğa oturdum. Kahve servisi yapan kişilere yakın bir yerdi oturduğum yer. Kahvesini alıp bankodan ayrılan bir hanımefendi görevliye dönerek “eskiden gelenlere hoş geldiniz derdiniz çok iyi oluyordu” dedi ve yürüdü gitti. Görevli “deriz efendim” diye cevapladı. Ben kahvemi içtim, çıktım. Yolda yürürken önümde yürüyen iki genç delikanlı (16-17 yaşlarında) aralarında yüksek sesle konuşuyorlardı. Biri diğerine – Adam bana “Bütün modeller şuradaki raflarda” diyerek başından savdı. İnsan müşteri ile bir ilgilenir. Ne biçim satıcı bunlar. Diğeri arkadaşının söylediklerine bir başka kişinin tavrını örnek vererek cevap verdi. – Haklısın abi ya. Dürümcüye gidiyorsun adam yemekten sonra hemen geliyor “abi çay kahve ne içersin?” diye soruyorlar. Müşteri ile ilgilenmezsen bir daha gelir mi sana… Hayatın içinde bu ve buna benzer örnekleri biz ve çevremizdekiler ne kadar sık rastlıyoruz kimbilir. Bir araştırma sonucuna göre insanları en çok motive eden konunun “kendilerinin önemsendiklerini hissetmeleri” olarak ortaya çıkmış. Sevgili Doğan Cüceloğlu Hoca eğitimlerinde ve kitaplarında “Varoluşun Beş Boyutu” diye bir kavramdan bahseder. Beş boyutun birincisi “Can kaale alınmak, umursanmak ister” şeklinde ifade edilmiştir. Bu kavram kişilerin birbirleri ile içtenlikle selamlaşmalarından, birbirlerinin hatırını sormalarından, çeşitli konularda birbirlerini hatırlayarak aramalarına kadar uzanan ilişkileri kapsamaktadır. Bir başka Hocam diyebileceğim kişi ise Claus Moller. Moller “Hayat Ağacım” isimli kitabında bu konudan “ilgi” başlığı ile bahsetmektedir. Moller ilgiyi şöyle tanımlıyor. “İnsanların kendilerinin ve başkalarının öz değerini güçlendirmek için sahip oldukları ve diledikleri an kullanabilecekleri en güçlü araç ilgidir.” Konuyu konuşmaya, tartışmaya başlasak sanırım saatler, sayfalar yetmez. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? İyi bir hafta geçirmeniz, size önemsendiğinizi hissettiren aile bireyleri, dost ve iş arkadaşlarınızın olması, sizin de onları önemsediğinizi hissettirebilmeniz (anlayana elbette !!) dileklerimle… #önemseme #empati #ilgi

  • Kendini Tanımayan Liderlik Edemez

    #ÖzBilinç #KendiniTanıma #Liderlik

  • Kendini Tanımayan Liderlik Edemez

    #ÖzBilinç #KendiniTanıma #Liderlik

  • Şükran Günlüğü

    Yapılan araştırmalar şükran duydukları şeyleri kaydeden kişilerin, hayatındaki mücadelelerin kaydını tutan kişilere göre daha olumlu duygular taşıdıkları ve daha iyi hissettikleri saptanmıştır. Teşekkür etmek, karşınızdaki kişiye iyi geldiği gibi ifade etmek size de iyi gelir. Hem zihnimize hem de ilişkilerimize iyi gelir. Siz de ilk denemenizi burada yapmak ister misiniz? Ben yazdım. Buraya aşağıdaki “Bir Cevap Yazın” bölümüne yazabilir, yazılanları okuyabilirsiniz. #DuygusalZeka #Yılmazlık #ŞükranGünlüğü

  • Şükran Günlüğü

    Yapılan araştırmalar şükran duydukları şeyleri kaydeden kişilerin, hayatındaki mücadelelerin kaydını tutan kişilere göre daha olumlu duygular taşıdıkları ve daha iyi hissettikleri saptanmıştır. Teşekkür etmek, karşınızdaki kişiye iyi geldiği gibi ifade etmek size de iyi gelir. Hem zihnimize hem de ilişkilerimize iyi gelir. Siz de ilk denemenizi burada yapmak ister misiniz? Ben yazdım. Buraya aşağıdaki “Bir Cevap Yazın” bölümüne yazabilir, yazılanları okuyabilirsiniz. #DuygusalZeka #Yılmazlık #ŞükranGünlüğü

  • Transaksiyonel Analiz Ego Durumlarının «Ekip Kaynak Yönetimi» Eğitimlerinde Kullanılması

    2. Havacılık, Uzay ve Psikoloji Kongresinde, Transaksiyonel Analiz Ego Durumlarının «Ekip Kaynak Yönetimi» Eğitimlerinde Kullanılması konusunda görüşlerimizi paylaştık. Bu çalışma; Transaksiyonel Analiz ego durumları yaklaşımının ekip kaynak yönetimi eğitimlerinde kullanılmasının yararını vurgulamak amacıyla hazırlanmıştır. Transaksiyonel analiz yaklaşımının yalnızca ego durumları konuları dikkate alınmış ve vurgulanmıştır. Her kademedeki uçuş personeli, hayatın her alanında olduğu gibi kendilerine verilen görevleri başarabilmek için başka insanlara ihtiyaç duymaktadırlar. Kişi çevresi ile kurduğu ilişki ve iletişim sayesinde aynı zamanda gelişir ve kişiliği oluşur. Bu süreç çeşitli bilim insanları tarafından incelenmiş ve farklı yaklaşımlar geliştirilmiştir. Bunlardan biri Eric Berne tarafından geliştirilen Transaksiyonel Analiz yaklaşımıdır. Berne’e göre, insan davranışlarının temelinde temas ihtiyacı yatmaktadır. Karşılıklı etkileşimi gerektiren iletişimdeki amaç, kişinin bir konuyla ilgili bilgi, duygu, tutum ve davranışı diğerleriyle paylaşmak ve onlarla etkileşerek sürecin başarılı ve emniyetli olarak sürdürülmesine yardımcı olmaktır. Bu çalışmada uçuş sürecinin her aşamasında görev alan kişilerin ekip kaynak yönetimi yetkinliklerine transaksiyonel analiz ego durumlarının katkısı incelenerek, değerlendirilmiştir. Öneriler Transaksiyonel Analiz Konusunun; CRM eğitimlerinin özellikle iletişim, liderlik, karar verme, çatışma yönetimi konuları ile kullanılmasının, Kurum içi yürütülen özellikle eğiticinin eğitimi, iletişim ve ekip olma eğitim programlarına dahil edilmesinin, Üniversitelerin ve diğer eğitim kurumlarının pilot, kabin memuru, uçak teknisyeni, hava trafik kontrolörü ve diğer alanlarda havacılık çalışanlarının yetiştirildiği programların müfredatına dahil edilmesi, Eğitimler öncesi ego durumları profilinin çıkartılmasının uygun olacağı değerlendirilmektedir.

  • Kızgınlık

    “Her şeye kızmak demek bir şekilde üstünlük sağlamaya çalışmak demektir… Bu tutumu benimseyen kişiler genelde gergin ve asabidir. Adeta sürekli seferberlik halindedir. Tetikteymiş gibi kızılacak olayları adeta bekler veya yaratır. Bedenini sürekli seferberlik halinde tuttuğundan, tansiyonu, sinir sistemi, zihni ve özellikle kalbi yıpranır, yorulur. Zihnini özgürleştiremediği için zihinsel faaliyetleri zorlanır, bir türlü gevşeyemez. Enerjisi sürekli kızgınlıklar ve çatışmalarda tükendiğinden, gücünü üretkenlikte kullanması zorlaşır. Kendi halinden dolayı da içerlemekte ve kızacak, suçlayacak insan aramaktadır. Bu durum kolaylıkla kısırdöngüye dönüşebilir. Farkında olarak veya olmayarak kızgın kişiden çekinilir, ondan uzak durmaya çalışılır. Gerginlik ve asabiyet bulaşıcıdır. Bu tür biriyle her gün muhatap olmak, insanı sinirli, bezgin bir hale getirir… Zihnini ve enerjisini sürekli karşıdan gelen kızgınlıkla nasıl baş edeceği üzerine düşünmekle harcar. Verimliliği eksilir. Kendisi de kızgın ve tükenmiştir. Tükenmişlik zaman zaman nefret duygularına dönüşebilir.” Geçenlerde bir banka şubesine gittim. Çok kısa bir işlemim vardı. Banka çok sakindi. Numaratörden numara aldım. işlemi yapılan kişiden sonra sıra bendeydi. İşlem yapılan tek gişedeki hanımefendi, bir yandan işlem yaparken, bir yandan da arkasındaki masada oturan yetkilisi ile konuşuyordu. Tavırlarından anladığım kadarıyla yetkilisinden talep ettiği bir iş için beklediği cevabı alamadığından hafif gergin görünüyordu. Gerginliğinin sebebi yetkilisinden daha ziyade sisteme yönelik olduğu hissediliyordu. Gişe görevlisi önündeki müşterinin işlemlerini epey yavaş yerine getirdi. Yetkilisinin numaratörü çevir diğer müşteriyi alayım talebine üçüncü uyarıdan sonra cevap verdi. Güvenlik görevlisinin “salonda bekleyen sayısı arttı” uyarısını ise görmezden geldi. Sayın Navaro’nun yazdıkları ve her gün bir çoğumuzun yaşadıklarına benzer yaşadıklarım çerçevesinde düşünürsek… Maalesef eğer kızgınsanız, sonunda hasta ve/veya başarısız olma ihtimaliniz yüksek. Duyguların bulaşıcılığı kuralından hareketle eğer kızgın birileriyle berabersiniz sizin de sonunda onlara benzeme ihtimaliniz yüksek… Kendinizi korumaya almalı… ve bu kızgın kişilerin yanından bir an önce uzaklaşmalısınız… #ÖzYönetim #DuygusalZeka #Kızgınlık

  • Kızgınlık

    “Her şeye kızmak demek bir şekilde üstünlük sağlamaya çalışmak demektir… Bu tutumu benimseyen kişiler genelde gergin ve asabidir. Adeta sürekli seferberlik halindedir. Tetikteymiş gibi kızılacak olayları adeta bekler veya yaratır. Bedenini sürekli seferberlik halinde tuttuğundan, tansiyonu, sinir sistemi, zihni ve özellikle kalbi yıpranır, yorulur. Zihnini özgürleştiremediği için zihinsel faaliyetleri zorlanır, bir türlü gevşeyemez. Enerjisi sürekli kızgınlıklar ve çatışmalarda tükendiğinden, gücünü üretkenlikte kullanması zorlaşır. Kendi halinden dolayı da içerlemekte ve kızacak, suçlayacak insan aramaktadır. Bu durum kolaylıkla kısırdöngüye dönüşebilir. Farkında olarak veya olmayarak kızgın kişiden çekinilir, ondan uzak durmaya çalışılır. Gerginlik ve asabiyet bulaşıcıdır. Bu tür biriyle her gün muhatap olmak, insanı sinirli, bezgin bir hale getirir… Zihnini ve enerjisini sürekli karşıdan gelen kızgınlıkla nasıl baş edeceği üzerine düşünmekle harcar. Verimliliği eksilir. Kendisi de kızgın ve tükenmiştir. Tükenmişlik zaman zaman nefret duygularına dönüşebilir.” Geçenlerde bir banka şubesine gittim. Çok kısa bir işlemim vardı. Banka çok sakindi. Numaratörden numara aldım. işlemi yapılan kişiden sonra sıra bendeydi. İşlem yapılan tek gişedeki hanımefendi, bir yandan işlem yaparken, bir yandan da arkasındaki masada oturan yetkilisi ile konuşuyordu. Tavırlarından anladığım kadarıyla yetkilisinden talep ettiği bir iş için beklediği cevabı alamadığından hafif gergin görünüyordu. Gerginliğinin sebebi yetkilisinden daha ziyade sisteme yönelik olduğu hissediliyordu. Gişe görevlisi önündeki müşterinin işlemlerini epey yavaş yerine getirdi. Yetkilisinin numaratörü çevir diğer müşteriyi alayım talebine üçüncü uyarıdan sonra cevap verdi. Güvenlik görevlisinin “salonda bekleyen sayısı arttı” uyarısını ise görmezden geldi. Sayın Navaro’nun yazdıkları ve her gün bir çoğumuzun yaşadıklarına benzer yaşadıklarım çerçevesinde düşünürsek… Maalesef eğer kızgınsanız, sonunda hasta ve/veya başarısız olma ihtimaliniz yüksek. Duyguların bulaşıcılığı kuralından hareketle eğer kızgın birileriyle berabersiniz sizin de sonunda onlara benzeme ihtimaliniz yüksek… Kendinizi korumaya almalı… ve bu kızgın kişilerin yanından bir an önce uzaklaşmalısınız… #ÖzYönetim #DuygusalZeka #Kızgınlık

  • Banka Yöneticilerinin Sahip Olması Gereken Duygusal Zeka Yetkinlikleri Konusunda Çalışanların Görüşl

    II. ULUSLARARASI DUYGUSAL ZEKA VE İLETİŞİM SEMPOZYUMU Birinci günü 9 Ekim 2008 13:00-15:00 saatleri arasında “Liderlik ve Duygusal Zeka” başlıklı oturumda “Banka Yöneticilerinin Sahip Olması Gereken Duygusal Zeka Yetkinlikleri Konusunda Çalışanların Görüşleri” konulu bildiriyi sundum. Sunulan bildirinin sonuçları aşağıdadır. İkinci gün 10 Ekim 2008 10:00-12:00 saatleri arasında “Duygusal Zeka ve Eğitim Uygulamaları” başlıklı bir çalışma sundum. ÇALIŞMA SONUCU VE ÖNERİLER: Yapılan çalışma sonucunda 461 kişi tarafından değerlendirilen 21 Duygusal Zeka yetkinliği ile ilgili ilk 5 önem derecesi sıralamasına girenler: 1. Liderlik Becerisi: Bu yetkinliğe sahip kişi başkalarını kendi belirlediği hedefler doğrultusunda harekete geçirir. Bir işin yerine getirilmesi için, o işi yapacak kişilerde istek uyandırır. Banka şubeleri temelde kurum değerleri doğrultusunda hareket etmelerine rağmen mevduatlarını artırma konusunda faaliyet gösterdikleri çevreye özgü tedbirler almak ve müşteri ilişkilerini yönetmek durumundadırlar. Bu husus şube müdürlerinin liderlik yetenekleri çerçevesinde şekillenecek ve güç kazanacaktır. Aynı zamanda finans sektörün en önemli birimleri olan banka şubelerinde görev alan birbirinden farklı alanlarda çalışan, birbirinden farklı iş deneyimine sahip çalışanları yönetme ve yönlendirme konusunda “liderlik becerisi”nin çok önemli katkısı olacağı aşikardır. 2. Empati: Bu yetkinliğe sahip kişi karşısındakinin neler hissettiğini; kişinin içinde bulunduğu ruh halini doğru bir biçimde yorumlayıp anlayabilir. Banka şube müdürleri yukarıda belrtilen gerekçeler göz önüne alındığında gerek çalışanları ile ilişkilerinde, gerekse müşterileri ile ilişkilerinde onların ne hissettiği ve hangi ruh halinde olduklarını anlamaya çalışmaları konusundaki çaba ve yetenekleri yöneticilik ve liderlik yeteneklerini güçlendirecektir. 3. Kendini Doğru Değerlendirme: Bu yetkinliğe sahip kişi eleştirilere açıktır. Hatalarını kabullenir ve başkalarının hakkında yaptıkları eleştirileri kendini geliştirmek için kullanır. İyi bir yöneticinin yönetim ve liderlik konularında etkili olabilmesi için öncelikle kendisinin zayıf ve güçlü taraflarının farkında olması ve iş yaşamında bunları etkin olarak kullanabilmesi ve yönetebilmesi açısından çok önemlidir. 4. İnisiyatif Kullanma: Bu yetkinliğe sahip kişi bir işi yapmak için başkalarının kendisini yönlendirmesini beklemeden kendiliğinden harekete geçer. Fırsatların önüne çıkmasını beklemez kendisine fırsat yaratmanın yollarını arar. Şube yöneticilerinin, kurum değerleri çerçevesinde kurum menfaatleri doğrultusunda uygun kararlar verebilmeleri için inisiyatif becerisi son derece önemlidir. 5. İletişim Becerisi: Bu yetkinliğe sahip kişi söylemek istediklerini karşısındakine açık ve net olarak ifade eder; karşısındaki kişiyle anlayacağı şekilde konuşur. Bu ana kadar belirtilen yetkinliklerin tamamını birleştirebilecek ya da etkinleştirecek bir yetkinlik “iletişim becerisi” denebilir. İyi bir Şube yöneticisinin yöneticilik becerileri yanında liderlik becerilerine de sahip olması gerektiği düşünüldüğünde başta yukarıda belirtilen yetkinlikler olmak üzere tüm duygusal zeka yetkinliklerine sahip olması görevlerini etkin yürütebilmeleri açısından çok önem kazanmaktadır. #Banka #BankaYöneticisi #DuygusalZeka

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Instagram
  • YouTube

©2021, Anahtar Eğitim

bottom of page