
Arama Sonuçları
Boş arama ile 827 sonuç bulundu
- Şirket Yönetiminde “Sun-Tzu Savaş Sanatı” Stratejileri
https://tr.wikipedia.org/wiki/Sava%C5%9F_Sanat%C4%B1 Dünya üzerinde yaşam başladığından beri canlılar arasında çatışmalar hep olmuştur. İnsanlık tarihinde ise bu çatışmalar sıklıkla savaş haline dönüşmüştür. Her dönemde barış çabaları hep geniş kitlelerin gündeminde kalmıştır. Savunma sektörü diye masumca ifade ettiğimiz sektör yıllarca en dinamik ve yenilikleri yakından takip eden, yaratan sektör olma özelliğini hep korumuştur. Bugün sizi MÖ yılları götürmeye niyetliyim. Sun-Tzu’nun M.Ö. 500 yıllarında Çin’de yaşadığı tahmin edilmektedir. Sun-Tzu Çin’in sekiz büyük krallığından biri olan Wu krallığında yaşamıştır. Sun-Tzu, Wu kralının emrinde general olarak görev yapmış ve krallığın zaferler kazanmasına ve topraklarının genişlemesine önemli katkılarda bulunarak ün kazanmıştır. Sun-Tzu’nun Harp Sanatı adlı eseri, yeryüzünde yazılmış en eski askeri eser diye bilinmektedir. Bu eser Sun-Tzu’nun yaşadığı dönemde ve daha sonraki dönemlerde her zaman önemini korumuştur. Hatta Mao Tzse Tung’un teorilerinin ve Çin ordusunun doktrininin esasını teşkil ettiği de iddia edilmektedir. Sun-Tzu’nun harp sanatı adlı eserinin batı üle ve orduları ile tanışması ise 1772 yılında Fransızca’ya tercüme edilmesiyle olmuştur. Sonraki yıllarda çeşitli ülke orduları ve askeri okullarda okutulmuş, askeri stratejistlere ilham kaynağı olmuştur. Sun-Tzu yazılarında moralin, lojistiğin ve istihbaratın önemini kavrayarak vurgulamıştır. O mükemmel bir planlamanın gerekli olduğu ve zaferin muharebeden önce kazanılması gerektiğine inanmıştır. Sun-Tzu, uzun zaman sürelerinde icra edilen harplerin hiçbir devlete kazanç sağlamayacağını iddia etmiştir. Sun-Tzu’ya göre harpte zafer, harbi başlatma inisiyatifini elde bulunduran, büyük ve küçük birlikleri sevk ve idare edebilecek kabiliyette komutanlara sahip bulunan, bütün birliklerinde ve personelinde üstün morali sağlayabilen, baskını temin edebilen, harbin sevk ve idaresinde politikacıların müdahalesinden uzak kalabilen tarafın olacaktır. Harpte zekanın, kurnazlığın ve dolaylı stratejilerin egemen olduğuna inanan Sun-Tzu’nun askeri liderlik konusundaki düşünceleri de değerini korumaktır. Tüm bu bilgi ve stratejiler günümüz iş dünyasına adapte ederek uygulamak mümkündür. Bu düşünceyle, “Sun Tzu Savaş Sanatı” , günümüzde uygulanan “savaş prensipleri” ve yönetim teknikleri ile birlikte düşünülerek aşağıdaki ilkeler iş dünyası için ortaya konabilir. Strateji 1 : Stratejilerin Planlanması ve Liderlik Strateji 2 : Kaynaklar Planlanması ve Rekabet Faaliyetleri Strateji 3 : Rekabet stratejileri Strateji 4 : Konumlanma, hedefler, güçlü ve zayıf yönler Strateji 5 : Zamanlama Strateji 6 : Pazar durumu ve Şartların kontrolu, Strateji 7 : Çatışma yönetimi Strateji 8 : Esneklik ve adaptasyon Strateji 9 : Gözlem ve manevra Strateji 10 : Rekabet ve hataların nedenleri Strateji 11 : Rekabet ve saldırı stratejileri Strateji 12 : Fırsatlar ve karar Strateji 13 : Akıl ve bilgi #SavaşSanatı #SunTzu #Yönetim #ŞirketYönetimi
- Engeller
Photo by Andrea Piacquadio on Pexels.com Çok beğendim bu yazıyı ve aynen paylaşmak istedim, sayfamda kalsın istedim :-)) Bütün engeller arasında adeta bulaşıcı diyebileceğimiz üç engel çok önemlidir. Bunlardan birincisi, dikkatimizin ya da ilgimizin dağılmasıdır. Kendimize birtakım hedefler belirleriz, ama bu hedefleri gerçekleştirecek zamanı bir türlü bulamaz, bunun yerine boş ve anlamsız işlerle uğraşırız. İkinci önemli engel ise, kendi kendimize yarın her şeyin daha iyi olacağını söylememizdir. Bir işe yarın ya da öbür gün başlarsak her şeyin daha iyi olacağına kendimizi inandırırız. Üçüncü engel ise en kötüsüdür. Kendimize olan inancımızı yitiririz. Yeterli olmadığımızı düşünmeye başlarız. Her olumsuz eleştiriye kulak verir, hatalarımıza odaklanırız. Beklentilerimizi azaltırız. Bu engelleri, gördüğünüz gibi, kendi kendimize oluştururuz. Bu nedenle de, bu engellerin üstesinden yalnızca kendimiz gelebiliriz. Kim, hangi işi bir denemeden tam ve doğru olarak yapabilir? Birkaç kez başarısızlığa uğramadıysanız, kendinizi yeterince zorlamıyorsunuz demektir. Başarısızlık, başarı yolunda atılması şart olan bir adımdır….Başarmanın tek yolu başarısız olmaktır. Bir işi deneyip başarısız olmak, hiç denememekten her zaman daha iyidir. İmkansızı deneyen insanlar her zaman için başarısız değil, başarılı olmaya aday olanlardır. Thomas Edison, elektrik ampulünü bulduğu zaman başarısızlığa uğradı, hem de kaç kez. Başarısızlığa uğradıysanız, bunun size verilmiş bir hediye olduğunu düşünün. Henry Ford – Engeller #ÖzYönetim #Hedef #Engeller #Özgüven #ÖzMotivasyon
- Hedefi Doğru Belirlemek
https://www.necdetturhan.com.tr/ Necdet Turhan 1957 yılında Balıkesir’de doğdu, ilkokula polis memuru olan Babası Murat Turhan’ın tayini sebebiyle geldikleri Bursa’da başladı. Ortaokul sonrasında gündüzleri çalışıp gece öğrenimine devam eden Turhan, 23 yaşında kornea sorunları nedeniyle görme yeteneğini tümü ile kaybetti. “Gözlerimin artık görmediğine inanamıyordum, fakat yeni yaşamıma alışmak zor olmadı benim için. Her nedense kör olmanın başlangıcındaki ağır yük ezemedi beni… Pek farkında değildim o yükün. Yıllar sonra gittiğim Ankara Körler Rehabilitasyon Merkezi’nde görevli psikolog Sermin Turan şok dönemimin ne kadar sürdüğünü sordu, öyle bir dönem yaşamadım dedim, şaşırdı…” diyen Necdet Turhan, rehabilitasyon ardından 1988 yılında son sınıf derslerini dışarıdan vererek lise öğrenimini tamamlar. 1989 yılında ilk tercihini kazanarak üniversite yaşamına ODTÜ’de başlar. ODTÜ spor yaşamının da başlangıcı olur onun için. ODTÜ Dağcılık Kolu’nun antrenmanlarını ihmal etmez sorun yaşadığı ilk yıl, dağlara götürülmese de… Böylece katıldığı antrenmanlar sayesinde atletizimle tanışmış olur ve bir daha bırakmaz koşmayı. Dağları doğayı bırakmadığı gibi… Bir yandan spora asla ara vermeyen Turhan 1994 yılında cüppe giyer ve diplomasını alır. ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunudur artık ve şeref öğrencisi olduğu belirtilmektedir diplomasında… ODTÜ ile başlayan spor sürecini mezuniyeti sonrasında da sürdürür. Diğer yandan Bursa Nilüfer Belediyesi Personeli olarak çalışma yaşamına devam etmektedir. Necdet Turhan şu ana değin Asya, Avrupa, Amerika, Avusturalya ve Afrika’da hedeflediği toplam beş uluslararası maratonu dört saatin altında dereceler ile koşmuş ve Projesinin Dağlar etabı kapsamında Asya’da 5137 m. Ağrı, Afrika’da 5895 m. Kilimanjaro, Avrupa’da 3200 m. Teterousse Zirveleri’ne tırmanmış durumda… Bu aşamadan sonraki hedefleri olan Avusturalya ve Amerika Kıtalarındaki tırmanışlarını da tamamladı. Çalışmalarını “Engelimiz Bize engel Değil” diyerek sürdürüyor. Bu çok güzel başarı ve kararlılık hikayesinden sonra akla gelen soru şu : Belirlenen hedefe başarıyla ulaşabilmek için neler yapmak gerekir? En büyük rehber ve önderimiz “Mustafa Kemal Atatürk” Adnan Nur Baykal tarafından hazırlanan “Mustafa Kemal Atatürk’ün Liderlik Sırları” kitabı bu konuda yararlandığım kaynaklardan biri. Yazar tarafından Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşadıkları, söyledikleri, yazdıkları ve ima ettiklerinden bazı dersler çıkartılmış. İşte size “Hedef Belirleme” ile ilgili ipuçları Hedefi gözden kaçırdığımız anda, engelleri görmeye başlarsınız. Hedeflerinize adım adım yaklaşmaya çalışın. Bir kere karar verdikten sonra o şey kesinlikle olmalıdır. Hedeflerinizi uzun düşünce ve hedeflerden sonra, gayet net bir biçimde tespit edin. Hedeflerimizin, gözünüzde canlandırabileceğiniz bir şekilde olmalarına itina gösterin. Hedefleriniz ölçülebilir, zamana bağımlı, iddialı fakat erişebilir olmalıdır. Sadece sınırlı sayıda hedefe aynı anda ulaşabilirsiniz. Hedefleri olmadan çalışanlar bir çok değişik yöne dağılırlar. Yapacağınız her şeyi bir savaş yönetir gibi tasarlayın. hiçbir şeyi unutmayın. Bir satranç oyuncusu gibi her gerçek olacağı önceden kestirin, şansı ondan sonra buna ekleyin. Yanlış bir projeden düzgün bir şekilde çekilebilme, zafer kadar önemlidir. Öz değerlendirmenize uygun doğru hedefler belirleyerek, ulaşmanız umuduyla, yeni yılının sizlere sağlık , başarı, mutluluk getirmesini dilerim… #ÖzYönetim #Hedef #HedefBelirleme #Özgüven #BaşarmaDürtüsü #ÖzMotivasyon
- Hedefi Doğru Belirlemek
https://www.necdetturhan.com.tr/ Necdet Turhan 1957 yılında Balıkesir’de doğdu, ilkokula polis memuru olan Babası Murat Turhan’ın tayini sebebiyle geldikleri Bursa’da başladı. Ortaokul sonrasında gündüzleri çalışıp gece öğrenimine devam eden Turhan, 23 yaşında kornea sorunları nedeniyle görme yeteneğini tümü ile kaybetti. “Gözlerimin artık görmediğine inanamıyordum, fakat yeni yaşamıma alışmak zor olmadı benim için. Her nedense kör olmanın başlangıcındaki ağır yük ezemedi beni… Pek farkında değildim o yükün. Yıllar sonra gittiğim Ankara Körler Rehabilitasyon Merkezi’nde görevli psikolog Sermin Turan şok dönemimin ne kadar sürdüğünü sordu, öyle bir dönem yaşamadım dedim, şaşırdı…” diyen Necdet Turhan, rehabilitasyon ardından 1988 yılında son sınıf derslerini dışarıdan vererek lise öğrenimini tamamlar. 1989 yılında ilk tercihini kazanarak üniversite yaşamına ODTÜ’de başlar. ODTÜ spor yaşamının da başlangıcı olur onun için. ODTÜ Dağcılık Kolu’nun antrenmanlarını ihmal etmez sorun yaşadığı ilk yıl, dağlara götürülmese de… Böylece katıldığı antrenmanlar sayesinde atletizimle tanışmış olur ve bir daha bırakmaz koşmayı. Dağları doğayı bırakmadığı gibi… Bir yandan spora asla ara vermeyen Turhan 1994 yılında cüppe giyer ve diplomasını alır. ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunudur artık ve şeref öğrencisi olduğu belirtilmektedir diplomasında… ODTÜ ile başlayan spor sürecini mezuniyeti sonrasında da sürdürür. Diğer yandan Bursa Nilüfer Belediyesi Personeli olarak çalışma yaşamına devam etmektedir. Necdet Turhan şu ana değin Asya, Avrupa, Amerika, Avusturalya ve Afrika’da hedeflediği toplam beş uluslararası maratonu dört saatin altında dereceler ile koşmuş ve Projesinin Dağlar etabı kapsamında Asya’da 5137 m. Ağrı, Afrika’da 5895 m. Kilimanjaro, Avrupa’da 3200 m. Teterousse Zirveleri’ne tırmanmış durumda… Bu aşamadan sonraki hedefleri olan Avusturalya ve Amerika Kıtalarındaki tırmanışlarını da tamamladı. Çalışmalarını “Engelimiz Bize engel Değil” diyerek sürdürüyor. Bu çok güzel başarı ve kararlılık hikayesinden sonra akla gelen soru şu : Belirlenen hedefe başarıyla ulaşabilmek için neler yapmak gerekir? En büyük rehber ve önderimiz “Mustafa Kemal Atatürk” Adnan Nur Baykal tarafından hazırlanan “Mustafa Kemal Atatürk’ün Liderlik Sırları” kitabı bu konuda yararlandığım kaynaklardan biri. Yazar tarafından Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşadıkları, söyledikleri, yazdıkları ve ima ettiklerinden bazı dersler çıkartılmış. İşte size “Hedef Belirleme” ile ilgili ipuçları Hedefi gözden kaçırdığımız anda, engelleri görmeye başlarsınız. Hedeflerinize adım adım yaklaşmaya çalışın. Bir kere karar verdikten sonra o şey kesinlikle olmalıdır. Hedeflerinizi uzun düşünce ve hedeflerden sonra, gayet net bir biçimde tespit edin. Hedeflerimizin, gözünüzde canlandırabileceğiniz bir şekilde olmalarına itina gösterin. Hedefleriniz ölçülebilir, zamana bağımlı, iddialı fakat erişebilir olmalıdır. Sadece sınırlı sayıda hedefe aynı anda ulaşabilirsiniz. Hedefleri olmadan çalışanlar bir çok değişik yöne dağılırlar. Yapacağınız her şeyi bir savaş yönetir gibi tasarlayın. hiçbir şeyi unutmayın. Bir satranç oyuncusu gibi her gerçek olacağı önceden kestirin, şansı ondan sonra buna ekleyin. Yanlış bir projeden düzgün bir şekilde çekilebilme, zafer kadar önemlidir. Öz değerlendirmenize uygun doğru hedefler belirleyerek, ulaşmanız umuduyla, yeni yılının sizlere sağlık , başarı, mutluluk getirmesini dilerim… #ÖzYönetim #Hedef #HedefBelirleme #Özgüven #BaşarmaDürtüsü #ÖzMotivasyon
- Yeni Yıl Hedefleriniz Hazır mı?
Photo by Min An on Pexels.com Yılbaşına çok az kaldı. 2021 yılını daha önce beklediğimiz yıllardan daha özlemle bekliyoruz. Umuyorum 2020 getirdiği Koronayı da yanında alır götürür. Yılbaşı yeni hedefler koymak planlar yapmak konusunda çok güzel bir fırsattır. Çevrenizde duyarsınız. “Yeni yılda şöyle yapacağım, böyle yapacağım”, “2021’deki planlarım bunlar”, “1 Ocak’tan itibaren şöyle olacağım” Bu güzel bir bahane, güzel bir başlangıç, eğer devamı gelirse. Geçtiğimiz yıllarda eğitimlerde tanıştığım genç bir arkadaşım, bu yılın planını hedeflerini birlikte yapalım diye mail yazdı bana. Bende neden olmasın, ben sana sorular sormaya başlayayım, sonra yönlendiririm seni ve planı tamamlarız dedim. 1-2 mailime cevap verdikten sonra, süreç yavaş işlemeye başladı. “Ne oldu?” diye soran bir mail yazdığımda aldığım cevap şöyleydi. “Sen beni tanıyorsun benim yerime hedeflerimi yazarsan, ben de onları uygularım” Yaş, makam, eğitim hiç fark etmiyor, söz konusu hedef belirlenmek olunca zorlanıyoruz, hedef belirleyebilsek bile çoğu zaman devamını getiremiyoruz. Hedef Belirleyememe bahanelerine bakar mısınız? “Hedef belirlemek için hiç zamanım yok” “Hedef belirlesem ne değişir, iş ve özel hayatımda benimkinden daha önemli programlar var. Onlar engelliyor.” “Planlama yaratıcılığı öldürür, büyüsü kaçar, bırak böyle kalsın daha heyecanlı oluyor.” “Hedef belirlesem, plan yapsam ne yararı var ki? Bu şartlarda bu ülkede hedef mi belirlenir?” “Nasıl hedef belirlemeliyiz?” derseniz… Kişi kendi güçlü yönlerine uygun hedefler belirlemeli. Zamanı belli olmalı. Belirlenen hedefler kişiye özgü olmalı. Hedeflere ulaşmak üzere yapılan planlar esnek olmalı. Planlar uygulanabilir olmalı. Tarza ve alışkanlıklara uygun planlar yapılmalı. BELİRLENEN HEDEFLERE ULAŞMADA BAŞARILI OLMAK İÇİN: Yapılması gereken şeyleri, yapılması gereken zamanda isteseniz de istemeseniz de kendinize yaptırmalısınız.. #ÖzMotivasyon #BaşarmaDürtüsü #Hedef
- Yeni Yıl Hedefleriniz Hazır mı?
Photo by Min An on Pexels.com Yılbaşına çok az kaldı. 2021 yılını daha önce beklediğimiz yıllardan daha özlemle bekliyoruz. Umuyorum 2020 getirdiği Koronayı da yanında alır götürür. Yılbaşı yeni hedefler koymak planlar yapmak konusunda çok güzel bir fırsattır. Çevrenizde duyarsınız. “Yeni yılda şöyle yapacağım, böyle yapacağım”, “2021’deki planlarım bunlar”, “1 Ocak’tan itibaren şöyle olacağım” Bu güzel bir bahane, güzel bir başlangıç, eğer devamı gelirse. Geçtiğimiz yıllarda eğitimlerde tanıştığım genç bir arkadaşım, bu yılın planını hedeflerini birlikte yapalım diye mail yazdı bana. Bende neden olmasın, ben sana sorular sormaya başlayayım, sonra yönlendiririm seni ve planı tamamlarız dedim. 1-2 mailime cevap verdikten sonra, süreç yavaş işlemeye başladı. “Ne oldu?” diye soran bir mail yazdığımda aldığım cevap şöyleydi. “Sen beni tanıyorsun benim yerime hedeflerimi yazarsan, ben de onları uygularım” Yaş, makam, eğitim hiç fark etmiyor, söz konusu hedef belirlenmek olunca zorlanıyoruz, hedef belirleyebilsek bile çoğu zaman devamını getiremiyoruz. Hedef Belirleyememe bahanelerine bakar mısınız? “Hedef belirlemek için hiç zamanım yok” “Hedef belirlesem ne değişir, iş ve özel hayatımda benimkinden daha önemli programlar var. Onlar engelliyor.” “Planlama yaratıcılığı öldürür, büyüsü kaçar, bırak böyle kalsın daha heyecanlı oluyor.” “Hedef belirlesem, plan yapsam ne yararı var ki? Bu şartlarda bu ülkede hedef mi belirlenir?” “Nasıl hedef belirlemeliyiz?” derseniz… Kişi kendi güçlü yönlerine uygun hedefler belirlemeli. Zamanı belli olmalı. Belirlenen hedefler kişiye özgü olmalı. Hedeflere ulaşmak üzere yapılan planlar esnek olmalı. Planlar uygulanabilir olmalı. Tarza ve alışkanlıklara uygun planlar yapılmalı. BELİRLENEN HEDEFLERE ULAŞMADA BAŞARILI OLMAK İÇİN: Yapılması gereken şeyleri, yapılması gereken zamanda isteseniz de istemeseniz de kendinize yaptırmalısınız.. #ÖzMotivasyon #BaşarmaDürtüsü #Hedef
- İş Yaşamınızda İlişkiler..
Photo by fauxels on Pexels.com İş yaşamınızda ilişkiler konusunda hangi alanlarda sıkıntılar yaşıyorsunuz * Karşısındakinin duygularını sezmek, * Karşısındakinin bakış açılarını anlamak * Karşısındakinin endişeleriyle etkin bir biçimde ilgilenmek. * Gündemleri, karar ağlarını ve örgütsel düzeydeki eğilimleri okumak. * Müşterilerin ya da iş arkadaşınızın gereksinimlerini fark etmek ve karşılamak. * Müşterilere ya da iş arkadaşınıza yol göstermek ve ilham vermek. * İkna becerilerini kullanmak. * Astlarına rehberlik etmek * Geribildirim vermek. * Yönetmek ve önderlik etmek. * Anlaşmazlıkları çözmek. * İlişkiler ağı kurmak ve sürdürmek. * İşbirliği Ortamı yaratmak * Takım oluşturmak. * Bunlar dışındaki diğer konularda (lütfen aşağıdaki yorum bölümüne yazarak belirtiniz) #DuygusalZeka #İletişim #İlişkiYönetimi #İlişkiler
- İş Yaşamınızda İlişkiler..
Photo by fauxels on Pexels.com İş yaşamınızda ilişkiler konusunda hangi alanlarda sıkıntılar yaşıyorsunuz * Karşısındakinin duygularını sezmek, * Karşısındakinin bakış açılarını anlamak * Karşısındakinin endişeleriyle etkin bir biçimde ilgilenmek. * Gündemleri, karar ağlarını ve örgütsel düzeydeki eğilimleri okumak. * Müşterilerin ya da iş arkadaşınızın gereksinimlerini fark etmek ve karşılamak. * Müşterilere ya da iş arkadaşınıza yol göstermek ve ilham vermek. * İkna becerilerini kullanmak. * Astlarına rehberlik etmek * Geribildirim vermek. * Yönetmek ve önderlik etmek. * Anlaşmazlıkları çözmek. * İlişkiler ağı kurmak ve sürdürmek. * İşbirliği Ortamı yaratmak * Takım oluşturmak. * Bunlar dışındaki diğer konularda (lütfen aşağıdaki yorum bölümüne yazarak belirtiniz) #DuygusalZeka #İletişim #İlişkiYönetimi #İlişkiler
- Duygusal Zekâ ve Sosyal İlişkiler
Duygusal zekayı etkili bir şekilde kullanabilmek, hem kendi hislerimizi hem de iletişim halinde olduğumuz diğer insanların hislerini tanıyabilme, anlayabilme ve yönetebilme gibi yetkinlikler gerektirir. Bu durumda kişinin sadece kendi duygularını, isteklerini anlaması ve onları yönetebilmesi yaşam koşullarında eksik ve yetersizdir. Zira, insan sosyal bir varlıktır ve içinde yaşadığı topluma karşı yerine getirmesi beklenen bazı sorumlulukları vardır. İşte, Duygusal Zeka kavramının içinde yer alan ‘sosyal ilişkiler’ becerisi, bu anlamda, paylaşım üzerine kurulu, tarafların memnun olduğu yakınlık içeren ilişkiler kurmak ve bu ilişkileri devam ettirmek olarak tanımlanır. Tanımlanan bu ilişkide karşılıklı memnuniyet duygusu, alma ve verme temeline dayanır. Sosyal açıdan besleyici ve kişi yararınadır. Diğer taraftan, olumlu ilişkiler başkalarına karşı duyarlı olmayı gerektirir. Duygusal zekanın bu alanı, yalnızca sağlıklı ilişkiler kurabilmeyi değil, aynı zamanda bu ilişkileri yaşarken rahat ve güvenli bir ruh hali içinde olabilmeyi de öngörür (Stein & Book, 2003, s. 166). Photo by Buro Millennial on Pexels.com Karşınızdakinin iyi hissetmesini sağlamak sizin de birçok yönden iyi hissetmenizi ve kazançlı ilişkiler kurabilmenizi sağlar. Davranışlarınızla motive edebildiğiniz, ilham verdiğiniz insanlar gerçekleştirmek istediğiniz hedefler konusunda size daha çok yardımcı olurlar. Öyle ki, karşınızdaki kişinin bilgisini, enerjisini ve diğer kaynaklarını ortaya çıkarabilme becerinizi geliştirdikçe, sahip olduğunuz güç katlanarak artar. Gücünden faydalanabileceğiniz insanların başında öncelikle yakın çevreniz gelir, daha sonra iş ortamınızda patronunuz dahil tüm çalışma arkadaşlarınız ve son olarak da günlük hayatınızda iletişim halinde olduğunuz insanların hepsi… Bu kalabalık grubun gücünü kendi gücünüze katmak istemez misiniz? Cevap ‘evet’ ise, yapmanız gereken şey birkaç öneriye kulak vermek… İnsanın hayattaki en temel ihtiyacı ‘değerli’ olduğunu hissedebilmektir: İletişim kurduğunuz insanlarla olan ilişkilerinizde onlara sizin için önemli olduklarını hissettirin. Ölçünüz, her zaman kendi beklentileriniz olsun. Yani kendinize nasıl davranılmasını istiyorsanız, siz de başkalarına öyle davranın. Örneğin, insanları sizin için yaptıkları ufak tefek de olsa her şey için, en önemlisi işbirliği ve destek için, takdir edin. Teşekkür ederek, onların yaptıkları işten daha çok keyif almalarını sağlayın. Böylece, daha sonraları yardıma ihtiyacınız olduğunda sizin için daha çok şey yapmak isteyeceklerdir. Övgü ve onaylama konusunda cömert olun: Çevrenizdeki insanları bulduğunuz her fırsatta, samimi ve içten bir ifadeyle, yaptıkları olumlu girişimler ve elde ettikleri başarılar konusunda onayladığınızı belirtin ve övün. Böyle davranmak, öncelikle kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacak; dahası, etrafınızdaki insanların tavır ve tutumlarının ne kadar olumlu yönde değiştiğini gördükçe çok şaşıracaksınız. İnsanları dikkatle dinleyin: Karşınızdaki kişinin kendini ifade etme çabasını takdir edin ve samimi bir şekilde dinleyin. Böylece, hem olan biteni anlar, hem de kişinin kendisini değerli hissetmesine katkıda bulunmuş olursunuz. Tehdit, kaş çatmak ve olumsuz sözler söylemek gibi yıkıcı tutumlardan kaçının: Belki, böylesi tutumlarla da etrafınızda işler yürüyecektir. Ancak, bu tarz bir yaklaşımla, gerek işbirliği ve yardım konusunda, gerekse işten elde edilen verim bakımından bu tür ilişkilerden çok fazla bir şey beklemeyin… SONUÇ: Hayatta besleyen ve tüketen insanlar vardır, acaba siz hangisisiniz? (Yazarı bilinmeyen bir kaynaktan adapte edilerek çevrilmiştir, Çev. Seden Tuyan) Herkesin içinde görünmeyen bir kova vardır. Bu kova gerek kendimizle, gerekse başkalarıyla ilgili neler hissettiğimizi ve kurduğumuz ilişkilerin niteliğini belirler. Hiç bir hafta boyunca sürekli olumlu olaylar yaşayıp da, etrafınızdaki tüm insanlara karşı yapıcı davrandığınızı fark ettiniz mi? Diyebiliriz ki, o anlar içinizdeki kovanın dolu olduğu anlardı… İşte, bu kova, günlük hayatta yaşanılan bir çok şeyle beslenir. Birisi sizle konuştuğunda, sizi insan yerine koyduğunda kovanızın içindeki boşluk yavaş yavaş dolmaya başlar. Hele ki, sizi isminizle yahut sevdiğiniz bir sıfatla çağırmışsa, özellikle de hoşlandığınız bir ifadeyle! Eğer bu kişi, bir de üzerinizdeki kıyafetle veya yaptığınız işle ilgili iltifat ediyorsa, kova hızla dolmaya devam eder. Karşımızdaki insanın içindeki kovayı doldurmanın milyonlarca yolu vardır. Dostça yazılmış bir mektup, onun için önemli olan bir şeyi hatırlamak, çocuklarının adını bilmek, acısını anladığını hissettirmek, yardıma ihtiyacı olduğunda el uzatmak, sohbete zaman ayırmak, ve belki en önemlisi onu yürekten dinlemek gibi… İnsanın kovası böylesine bir duygusal destekle beslendiğinde, içinden samimi ve dostça davranmak gelir. Diğer taraftan, bazı kimseler ise, sizin kovanızda biriktirdiklerinizi tüketmeye çalışırlar. Doğaldır ki, kovayı doldurmanın olduğu kadar, boşaltmanın da milyonlarca yolu vardır. Diyelim ki özel bir yemektesiniz ve aksilik bu ya, bir kase dolusu yapış yapış çikolatalı dondurmayı masanın üzerine doğru devirdiniz. Dahası hızla eriyen dondurma masa örtüsünden yanınızda oturan zarif görünümlü, şık bayanın eteğine oradan da yerdeki el dokuması halının üzerine doğru aktı. Zaten, utancınızdan yerin dibine batmış durumdasınız. Birde karşınızdaki çokbilmiş “ortalığı batırdın” demez mi?! İşte kovanızın içindekini boşaltmaya çalışan birisi… Siz hata yaptığınızı bildiğiniz halde, hatanızı yüzünüze vurmaktan çekinmeyen o “yıkıcı” tavrıyla sizi tüketmekten hiç çekinmez. Bu ve benzer durumlarda hissettiğiniz korkunç duyguların yok edici etkileri vardır. Böylece kovalar dolar ve doldukça da boşalır. Çünkü, insanlar karşısındakini tüketen bu tip davranışların nelere sebep olabileceğini asla düşünmezler. Öyle ki, kovası boş olan bir insan, “kazağın çok yakışmış” türünden bir iltifata dahi ters bir tepki verebilir. Neyse ki dolmak ve boşalmak arasındaki ikili ilişkinin anlaşılır bir sınırı vardır. Ama ya kovası delik olanlar? Bu kişiler başkalarının kovalarındakilere göz dikerek, onları rahatsız ederler. Dahası, gittikçe azalmakta olan kovalarını başkalarının kovalarından çaldıklarıyla doldurmaya çalışırlar. Oysa ki, asıl olan başkalarının kovalarını doldurmak, doldurabilmelerine yardımcı olabilmek, yani onları beslemektir. Çünkü başkalarını besleyebilen insan asla tükenmez. Aksine, içimizdeki olumlu duygular paylaştıkça çoğalır. Böylece, başkasının kovasını doldururken, kendi kovamızı da doldurmuş oluruz. Sonuç olarak, hepimiz, farklı sebeplerle, iş karşımızdakini beslemeye gelince duraksarız. Dolayısıyla, ancak karşımızdaki insanı mutlu etmekle hissedebileceğimiz eğlence, mutluluk, doyum, başarmışlık gibi duygulardan yoksun kalmış oluruz. KAYNAKLAR: Stein, J. S., Book, H. E. EQ Duygusal Zeka ve Başarının Sırrı, Çev. Müjde Işık, Özgür Yayınları, 2003. http://www.imawahm.com.briantracy8.shtml http://www.inspirationalstories.com Personal Excellence TEMMUZ 2004 sayısında yayımlanmıştır. Dr. Seden Tuyan & Eray Beceren #SosyalZeka #Sosyalİlişkiler
- Uyum Kabiliyeti ve Duygusal Zeka
Photo by Marta Wave on Pexels.com “Ancak aptallar ve ölüler düşüncelerini hiç değiştirmezler.” – J. R. Cowell Günlük hayatımızda gelişen, farklı, belirsiz ve değişen koşullara uyum sağlayabilmek önemli bir duygusal zeka becerisidir. Uyum kabiliyeti yüksek olan kişiler, esnek ve dinamik olmalarının yanı sıra, yanlış yaptıklarını anladıkları anda fikirlerini değiştirebilen ve bu konuda farklı görüşlere açık olan bir tutum sergilerler. Oysa ki, bu beceriden yoksun olanlar, katı ve inatçı olma eğilimi taşır ve yeni durumlara kolay uyum sağlayamazlar. Da-hası, bu tür kişilerde, korku, kaygı ve değişime karşı derin bir rahatsızlık duygusu hakimdir. Dolayısıyla, olaylara geniş açılardan bakamaz ve genellikle karşılaştıkları fırsatları iyi değerlendiremezler. Yeni düşünceler konusunda muhafazakâr, esneklik konusunda ise tedirgin davranırlar. Sonuç olarak, bu davranışın onlara hiçbir şey kazandırmayacağını bildikleri hal-de eski tutumlarına sıkı sıkıya bağlı kalırlar. Diğer yandan, esnek olmak, “gerçekçi değerlendirme” yapmakla da yakından ilgi-lidir. Kişi çevresinde olanları dikkatle okuyamıyor ve değerlendiremiyorsa, onu doğru dav-ranışa götürecek işaretleri de dolayısıyla kaçırabilir. Bir şirket yöneticisi, bir öğretmen, bir ebeveyn, bir eş, vb. yeri geldiğinde yapılan planları ve alınan kararları bir kenara bırakarak gelişen olaylar karşısında yerini alabilmelidir. Aksi halde, değişen durumun getireceği ola-nakları değerlendiremez ve başarısızlığa mahkum olur. Uyum kabiliyeti geliştirilebilir… “Güneşin sana ulaşmasını istiyorsan gölgeden çık…” Konfüçyüs Esnek davranmamak ailemizden kaynaklanan güdüsel bir hareket gibidir (Stein & Book, 2000, s.202). Çünkü insan uzun zaman boyunca gözlemlediği tavır ve düşüncelerin etkisinden kolay kolay kurtulamaz. Bu anlamda, hayatımıza şöyle bir baktığımızda çok farklı durumların uyum kabiliyeti gerektirdiğini gözlemleyebiliriz; * Günlerden Pazar…ve eşiniz kahvaltıdan sonra sinemaya gitmeyi teklif ediyor. Oysa siz kapalı ortamlardan hiç zevk almıyorsunuz. Ne de olsa Pazar günü dışarıda geçirilir… * Bugünkü yemek enginar ve siz enginarı hiç sevmezsiniz… * Bir patron olarak iş yerinizde müşterilerinizi ve çalışanları dinlemeyi zaman kaybı ola-rak görüyorsunuz. Herkesin dediğini yapmaya kalksanız bu iş nasıl yürür? * Bir öğretmen olarak öğrencilerinizin özel hayatlarını asla irdelemesiniz. Herkesin özel hayatı kendisini ilgilendirir. * Yeni evlisiniz…Eşiniz kariyer planları yapıyor ve birkaç yıl çocuk sahibi olmayı hiç düşünmüyor. Size göre çocuk evliliğin en büyük hediyesi, çocuksuz bir evlilik düşünülemez. * Bir anne olarak bebeğinizi bakıcıya emanet etmezsiniz, bakıcılara güvenilmez. * Kalın yastıkta yatmazsınız, boynunuz ağrır. * Asla gece tırnak kesmezsiniz, uğursuzluk getirir. vs. Bu tür düşünce ve davranışlar hayatınızda değişik sorunlar ve kısıtlamalar yaratır. Dolayısıyla, çok farklı sebeplerden dolayı mutsuz, doyumsuz, aksi, sabit fikirli bir tutum içerisinde hayatın size sunduğu sonsuz seçeneklerin tadına varamamış olursunuz. Oysa ki hayattan daha çok zevk alabilmenin anahtarı sık sık yüz yüze geldiğimiz bu tür sorunlara karşı daha esnek bir bakış açısı geliştirebilmek ve böylece bizleri zor durumda bırakan düşünce ve davranış kalıplarını değiştirebilmektir. Kayınvalidesi ile Geçinemeyen Gelin… Bir gelin kayınvalidesiyle hiç geçinemezmiş. Araları o kadar kötüymüş ki gelin aktara giderek durumu anlatmış: “Onu mutlaka zehirlemeliyim, ama bana öyle bir zehir ver ki, kimse fark etmesin.” Yaşlı aktar geline bir toz vermiş. “Bunu her gün yemeğine çok az karıştır. Fakat aranı çok düzgün tut, gülümse iyi davran ki kimse senden şüphelenmesin” demiş. Kızgın gelin kaynanasının her yemeğine muntazaman o beyaz tozdan karıştırıp, bir ay ömrü kalan kaynanasına çok iyi davranmaya başlamış. Aradan bir ay geçince gelin tekrar aktara gelmiş ve; “…bu zehrin panzehirini istiyorum. Zehirlediğimi anlamasın diye kayınvalideme farklı davranmaya, gülümsemeye ve saygı göstermeye başladım. Bu sefer onun da bana tavrı değişti, çok iyi bir insan oldu. Şimdi benim en iyi dostum. Onun ölmesine müsaade edemem” demiş. Bunun üzerine yaşlı aktar cevap vermiş: “Panzehire ihtiyaç yok. Sana verdiğim zehir sadece tuzdu. O bir parça tuz şimdiye kadar kaç kişinin arasını düzeltti anlatamam.” (Anonim) İçsel Konuşma Bizleri işe yaramayan, eski düşünce kalıplarımıza bağlayan en önemli etken, mücadele etmeyi başaramadığımız içsel konuşmalarımızdır. Hikayedeki gelini kayınvalidesini öldürebilecek kadar kızdırabilen içsel konuşması belki biraz abartılıdır ancak gelinin aktardan aldığı zehir sayesinde içsel konuşmasını bastırabilmesi, aldığı karar gereği kayınvalidesine iyi davrandığında değişimin doğal olarak gerçekleştiğini ve ilişkinin iyiye gittiğini görmesi, düşünce ve davranışlarımız konusunda esnek olabilmenin ne kadar olumlu sonuçlar doğurabileceğine güzel bir örnektir. Zira içsel konuşmamızın zararlı etkileriyle mücadele etmeyi başardığımızda, durumları henüz ortaya çıkarken gözlemleme ve çabamızın ne kadar işe yaradığını fark etme imkanı buluruz. İşte böyle bir durumda yapıcı davranamıyorsak, mutlaka gözden kaçan bir içsel konuşma vardır (Stein & Book, 2000). Neler Yapmalı? “Uyum küçük şeylerin büyümesini sağlar. Uyumsuzluk ise büyük şeylerin yok olmasına neden olur.” Sallust Uyum kabiliyeti geliştirilebilir. Bu bakımdan öncelikle kişinin mutsuzluk yaratan durumları çözebilmek amacıyla “esnek olmak” konusunda kendisini eğitmesi gereklidir. Bura-da en çok dikkat edilmesi gereken nokta olayları gerçekçi bir bakış açısıyla değerlendire-bilmektir. Çünkü çevresinde olanları gerçekçi bir gözle değerlendiremeyen kişiler yeni oluşumlara uyum sağlamakta zorlanırlar. Bunun yanı sıra, Duygusal Zeka araştırmacısı Claus Moller’in (2000) uyum sağlama kabiliyetini geliştirebilmek konusunda bazı önerileri var; * Değişimi, yeni fikir ve yaklaşımları memnuniyetle karşılamayı öğrenin. * Veriler yanıldığınızı gösteriyorsa görüş açınızı değiştirmeye hazır olun. * Alışılmış iş yapma tarzınız işe yaramıyorsa, stratejinizi değiştirin ve daha iyi bir yol bulun. * Koşullar sizi zorlamadan önce değişmeyi öğrenin. Değişime zorlandığınız zaman genelde çok geç olur. * Aynı olay veya problemi farklı şekillerde ele almaya çalışın. * Değişimi yeni şeyler öğrenmek ve gelişmek için bir fırsat olarak görün. * Sizden farklı olan insanları (değişik kültürlerden gelen, farklı geçmişlere, deneyimlere ve tutumlara sahip insanlar, vs.) anlamayı ve hoş görmeyi öğrenin; * Günlük yaşantınızda daha fazla çeşitlilik yaratın. Örneğin, işe gidip gelirken farklı bir yol seçin. Yeni yerler ziyaret edin. * Yeni insanlarla tanışın. Yeni beceriler edinin. Farklı tarzda tatiller yapın, vs. * Çok işlevli bir çalışan olun. Farklı işlev ve görevler üstlenin. Eğer mümkünse şirketinizin farklı departman ve takımlarında görev almaya çalışın. Başkalarının nasıl çalıştıklarını, öncelikler belirlediklerini ve işlev gösterdiklerini araştırın. KAYNAKLAR Goleman, D. İşbaşında Duygusal Zeka, Çeviri; Varlık Yayınları, 1998. Stein, J. S., Book, H. E. EQ-Duygusal Zeka ve Başarının Sırrı, Çeviri; Müjde Işık, 2003, Özgür Yayınları. Claus Moller, Heart Work, TMI, 2000 Personal Excellence HAZİRAN 2005 sayısında yayımlanmıştır. Dr. Seden Tuyan & Eray Beceren #uyum #uyumkabiliyeti
- Uyum Kabiliyeti ve Duygusal Zeka
Photo by Marta Wave on Pexels.com “Ancak aptallar ve ölüler düşüncelerini hiç değiştirmezler.” – J. R. Cowell Günlük hayatımızda gelişen, farklı, belirsiz ve değişen koşullara uyum sağlayabilmek önemli bir duygusal zeka becerisidir. Uyum kabiliyeti yüksek olan kişiler, esnek ve dinamik olmalarının yanı sıra, yanlış yaptıklarını anladıkları anda fikirlerini değiştirebilen ve bu konuda farklı görüşlere açık olan bir tutum sergilerler. Oysa ki, bu beceriden yoksun olanlar, katı ve inatçı olma eğilimi taşır ve yeni durumlara kolay uyum sağlayamazlar. Da-hası, bu tür kişilerde, korku, kaygı ve değişime karşı derin bir rahatsızlık duygusu hakimdir. Dolayısıyla, olaylara geniş açılardan bakamaz ve genellikle karşılaştıkları fırsatları iyi değerlendiremezler. Yeni düşünceler konusunda muhafazakâr, esneklik konusunda ise tedirgin davranırlar. Sonuç olarak, bu davranışın onlara hiçbir şey kazandırmayacağını bildikleri hal-de eski tutumlarına sıkı sıkıya bağlı kalırlar. Diğer yandan, esnek olmak, “gerçekçi değerlendirme” yapmakla da yakından ilgi-lidir. Kişi çevresinde olanları dikkatle okuyamıyor ve değerlendiremiyorsa, onu doğru dav-ranışa götürecek işaretleri de dolayısıyla kaçırabilir. Bir şirket yöneticisi, bir öğretmen, bir ebeveyn, bir eş, vb. yeri geldiğinde yapılan planları ve alınan kararları bir kenara bırakarak gelişen olaylar karşısında yerini alabilmelidir. Aksi halde, değişen durumun getireceği ola-nakları değerlendiremez ve başarısızlığa mahkum olur. Uyum kabiliyeti geliştirilebilir… “Güneşin sana ulaşmasını istiyorsan gölgeden çık…” Konfüçyüs Esnek davranmamak ailemizden kaynaklanan güdüsel bir hareket gibidir (Stein & Book, 2000, s.202). Çünkü insan uzun zaman boyunca gözlemlediği tavır ve düşüncelerin etkisinden kolay kolay kurtulamaz. Bu anlamda, hayatımıza şöyle bir baktığımızda çok farklı durumların uyum kabiliyeti gerektirdiğini gözlemleyebiliriz; * Günlerden Pazar…ve eşiniz kahvaltıdan sonra sinemaya gitmeyi teklif ediyor. Oysa siz kapalı ortamlardan hiç zevk almıyorsunuz. Ne de olsa Pazar günü dışarıda geçirilir… * Bugünkü yemek enginar ve siz enginarı hiç sevmezsiniz… * Bir patron olarak iş yerinizde müşterilerinizi ve çalışanları dinlemeyi zaman kaybı ola-rak görüyorsunuz. Herkesin dediğini yapmaya kalksanız bu iş nasıl yürür? * Bir öğretmen olarak öğrencilerinizin özel hayatlarını asla irdelemesiniz. Herkesin özel hayatı kendisini ilgilendirir. * Yeni evlisiniz…Eşiniz kariyer planları yapıyor ve birkaç yıl çocuk sahibi olmayı hiç düşünmüyor. Size göre çocuk evliliğin en büyük hediyesi, çocuksuz bir evlilik düşünülemez. * Bir anne olarak bebeğinizi bakıcıya emanet etmezsiniz, bakıcılara güvenilmez. * Kalın yastıkta yatmazsınız, boynunuz ağrır. * Asla gece tırnak kesmezsiniz, uğursuzluk getirir. vs. Bu tür düşünce ve davranışlar hayatınızda değişik sorunlar ve kısıtlamalar yaratır. Dolayısıyla, çok farklı sebeplerden dolayı mutsuz, doyumsuz, aksi, sabit fikirli bir tutum içerisinde hayatın size sunduğu sonsuz seçeneklerin tadına varamamış olursunuz. Oysa ki hayattan daha çok zevk alabilmenin anahtarı sık sık yüz yüze geldiğimiz bu tür sorunlara karşı daha esnek bir bakış açısı geliştirebilmek ve böylece bizleri zor durumda bırakan düşünce ve davranış kalıplarını değiştirebilmektir. Kayınvalidesi ile Geçinemeyen Gelin… Bir gelin kayınvalidesiyle hiç geçinemezmiş. Araları o kadar kötüymüş ki gelin aktara giderek durumu anlatmış: “Onu mutlaka zehirlemeliyim, ama bana öyle bir zehir ver ki, kimse fark etmesin.” Yaşlı aktar geline bir toz vermiş. “Bunu her gün yemeğine çok az karıştır. Fakat aranı çok düzgün tut, gülümse iyi davran ki kimse senden şüphelenmesin” demiş. Kızgın gelin kaynanasının her yemeğine muntazaman o beyaz tozdan karıştırıp, bir ay ömrü kalan kaynanasına çok iyi davranmaya başlamış. Aradan bir ay geçince gelin tekrar aktara gelmiş ve; “…bu zehrin panzehirini istiyorum. Zehirlediğimi anlamasın diye kayınvalideme farklı davranmaya, gülümsemeye ve saygı göstermeye başladım. Bu sefer onun da bana tavrı değişti, çok iyi bir insan oldu. Şimdi benim en iyi dostum. Onun ölmesine müsaade edemem” demiş. Bunun üzerine yaşlı aktar cevap vermiş: “Panzehire ihtiyaç yok. Sana verdiğim zehir sadece tuzdu. O bir parça tuz şimdiye kadar kaç kişinin arasını düzeltti anlatamam.” (Anonim) İçsel Konuşma Bizleri işe yaramayan, eski düşünce kalıplarımıza bağlayan en önemli etken, mücadele etmeyi başaramadığımız içsel konuşmalarımızdır. Hikayedeki gelini kayınvalidesini öldürebilecek kadar kızdırabilen içsel konuşması belki biraz abartılıdır ancak gelinin aktardan aldığı zehir sayesinde içsel konuşmasını bastırabilmesi, aldığı karar gereği kayınvalidesine iyi davrandığında değişimin doğal olarak gerçekleştiğini ve ilişkinin iyiye gittiğini görmesi, düşünce ve davranışlarımız konusunda esnek olabilmenin ne kadar olumlu sonuçlar doğurabileceğine güzel bir örnektir. Zira içsel konuşmamızın zararlı etkileriyle mücadele etmeyi başardığımızda, durumları henüz ortaya çıkarken gözlemleme ve çabamızın ne kadar işe yaradığını fark etme imkanı buluruz. İşte böyle bir durumda yapıcı davranamıyorsak, mutlaka gözden kaçan bir içsel konuşma vardır (Stein & Book, 2000). Neler Yapmalı? “Uyum küçük şeylerin büyümesini sağlar. Uyumsuzluk ise büyük şeylerin yok olmasına neden olur.” Sallust Uyum kabiliyeti geliştirilebilir. Bu bakımdan öncelikle kişinin mutsuzluk yaratan durumları çözebilmek amacıyla “esnek olmak” konusunda kendisini eğitmesi gereklidir. Bura-da en çok dikkat edilmesi gereken nokta olayları gerçekçi bir bakış açısıyla değerlendire-bilmektir. Çünkü çevresinde olanları gerçekçi bir gözle değerlendiremeyen kişiler yeni oluşumlara uyum sağlamakta zorlanırlar. Bunun yanı sıra, Duygusal Zeka araştırmacısı Claus Moller’in (2000) uyum sağlama kabiliyetini geliştirebilmek konusunda bazı önerileri var; * Değişimi, yeni fikir ve yaklaşımları memnuniyetle karşılamayı öğrenin. * Veriler yanıldığınızı gösteriyorsa görüş açınızı değiştirmeye hazır olun. * Alışılmış iş yapma tarzınız işe yaramıyorsa, stratejinizi değiştirin ve daha iyi bir yol bulun. * Koşullar sizi zorlamadan önce değişmeyi öğrenin. Değişime zorlandığınız zaman genelde çok geç olur. * Aynı olay veya problemi farklı şekillerde ele almaya çalışın. * Değişimi yeni şeyler öğrenmek ve gelişmek için bir fırsat olarak görün. * Sizden farklı olan insanları (değişik kültürlerden gelen, farklı geçmişlere, deneyimlere ve tutumlara sahip insanlar, vs.) anlamayı ve hoş görmeyi öğrenin; * Günlük yaşantınızda daha fazla çeşitlilik yaratın. Örneğin, işe gidip gelirken farklı bir yol seçin. Yeni yerler ziyaret edin. * Yeni insanlarla tanışın. Yeni beceriler edinin. Farklı tarzda tatiller yapın, vs. * Çok işlevli bir çalışan olun. Farklı işlev ve görevler üstlenin. Eğer mümkünse şirketinizin farklı departman ve takımlarında görev almaya çalışın. Başkalarının nasıl çalıştıklarını, öncelikler belirlediklerini ve işlev gösterdiklerini araştırın. KAYNAKLAR Goleman, D. İşbaşında Duygusal Zeka, Çeviri; Varlık Yayınları, 1998. Stein, J. S., Book, H. E. EQ-Duygusal Zeka ve Başarının Sırrı, Çeviri; Müjde Işık, 2003, Özgür Yayınları. Claus Moller, Heart Work, TMI, 2000 Personal Excellence HAZİRAN 2005 sayısında yayımlanmıştır. Dr. Seden Tuyan & Eray Beceren #uyum #uyumkabiliyeti
- Kişisel Bütünlük ve Duygusal Zekâ
Photo by Jonathan Borba on Pexels.com Boya Fırçası Fırçam hep yanımdadır. Gittiğim bir yerde kendimi Gizlemem gerekebilir diye… Size gerçek beni göstermekten Çok korkuyorum. Yapacaklarınızdan korkuyorum- Belki güler, belki kaba şeyler söylersiniz. Sizi kaybetmekten korkuyorum. Aslında kendimi gizlemek değil, Size gerçek beni göstermek istiyorum. Ama anlamaya çalışmanızı da istiyorum, Gördüğünüz ne ise; Onu kabul etmenize ihtiyacım var. Eğer sabırlı olur ve gözlerinizi kaparsanız, Üzerime sürdüğüm bütün boyaları silerim … (Betty B. Youngs) Diğer insanlarla birlikteyken zaman zaman bazı olumsuz duyguların kontrolüne gireriz. Bu duyguların nereden geldiğini -kendimize bile- açıklayamadığımız gibi en yakınlarımızla bile paylaşamaz ve çoğu zaman kendimize saklamayı tercih ederiz. Eğer kendimizi biraz tanıyorsak bu duyguların çoğunun korku ve kaygı kaynaklı olduğunu fark edebiliriz, ancak genellikle bu tip duygularla yüzleşmeyi arzu etmeyiz. Böylesi durumlarda, özellikle zayıf ya da farklı olan yönlerimizi gizlemeye çalışır, tıpkı bir boya fırçasıyla hoşa gitmeyen ayrıntıların üstünü örter gibi gerçek kişiliğimizi yansıtmayan bazı tutumlar sergileyebiliriz. Aslında bu durum kişisel bir “tedirginlik” halidir ve son derece rahatsız edici boyutlara ulaşabilir. Ancak, çoğu kez bu tedirginliğimizi maskelemeyi başarabildiğimizden diğer insanlar neler yaşadığımızı fark etmeyebilirler. Bu tip duyguların temel nedeni reddedilme, küçük görülme ya da hata yaparak diğer insanların onayını yitirmek gibi kaygılarla ilişkilidir ve kökeni çocukluk dönemlerinde yaşanılan bazı olumsuz ana-baba tutumlarına dayanır. Çocuk, özellikle ebeveynlerinin kendisini farklı bir birey olarak algılamadıklarını, bireyselleşmesini engellediklerini fark ettikçe kendisini yalnız ve çaresiz hisseder. Aslında kızgındır, fakat ana-babasının onayını kaybedeceği korkusuyla bu kızgınlığı da açık bir şekilde yaşayamaz ve ifade edemez. Hissettiklerinin aksine, kızgınlıklarını bastırır, ne var ki asla ortadan kaldıramaz ve özellikle ana-babası kendisine iyi davrandığı zamanlarda derin bir suçluluk hissine kapılır (Geçtan, 2000). İşte böylesi bir onaylanma ihtiyacı, hatalı davrandığına dair kaygılar, kendisine verilen değere layık olmadığı hissi ve bu tür duyguların yarattığı ruh haliyle kişi, çocukluk döneminden itibaren -kendisi için hiç de anlamlı olmayan bir hayatı- gerçekleştirme çabası içine girer. Doğrusu, yaşananlar bir kısır döngüden ibarettir… Duygular maskelenir, zor anlar atlatılır, ama kişi ne olursa olsun bu tip durumlarda kişisel bütünlüğüne verdiği zararı telafi edemez. Kısacası, kendiyle baş başa kaldığı zamanlarda adeta kendinden utanır, benlik saygısı ve öz-değeri gittikçe azalır, ve kendine yabancılaşmaya başlar. “Sinsice yaşanılan bu duygular, insanların bize, bizim de onlara ulaşabilmemizi engeller. Çünkü onlar gerçek bizi değil, gösterdiğimiz yanlarımızı kabul ederler. Sonunda, kabul edilen gerçek benliğimiz olmadığından, kendimizi de kabul edilmiş hissetmeyiz” ( Geçtan, 2000, s. 53). Öte yandan, başkalarının onayı olmadan mutlu olamayacağını düşünerek yaşamaya çalışmak rotasını asla kendimiz belirleyemeyeceğimiz bir gemiyi kullanmaya benzer. Kaptanı olamadığımız bir gemiyle ancak başkalarının belirlediği yönlere yol alabiliriz. Kendi seçtiğimiz hayatı yaşamak ve kendimizi gerçekleştirebilmek konusunda da durum böyledir. Bu tarz bir yaklaşımla, ortaya koyamadığımız yaşam ideallerimizi sürekli içimize bastırarak kendimizi adeta zehirler, hayatımızı bir filmi dışardan izler gibi izlemek zorunda kalırız. Dahası, başkalarının yönlendirmeleriyle yaşamak yapıcı ve yaratıcı eğilimlerin kapalı tutulmasına neden olarak yaşam potansiyelimizin düşmesine ve kapasitemizin altında bir performans sergilememize neden olur. “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.” Mevlana “Kişisel bütünlük” Duygusal Zekanın temel taşlarından biri olan Öz bilincin kalesi gibidir. Bu bakımdan, kişisel bütünlük sahibi olmak kendimizle ilgili olarak algıladığımız özelliklerimizi hayatımızın her noktasında gerçekleştirebilmeyi gerektirir. Örneğin, kişi kendisini “sorumluluk sahibi” olarak algılıyor ancak yeri geldiğinde sorumluluk almaktan kaçıyor veya sorumsuz davranışlarda bulunuyorsa kendi kendisiyle olan ilişkisinde bir tutarsızlık var demektir. Kişisel bütünlük temel olarak üç düzeyde gerçekleşir (Cüceloğlu,1999): Özü sözü doğru olmak: Bu düzeyde kişi iç dünyasının farkında olmaya özen gösterir. Niyetinin yani -bir şeyi niçin söylemek veya yapmak istediğinin- bilincindedir. Bu sebeple, ağzından çıkan sözlerin duygu ve düşünceleriyle çelişmemesine özen gösterir. İç dünyasını yok sayan konuşmalar yapmaz ve farkında olduğu her şeyi hesaba katarak, bilinçli bir şekilde davranır. Değerler ve İlkelerle Ahenk İçinde Yaşamak: Bu düzeyde kişi iç dünyasında yaşattığı duygu ve düşünceleri gözlemleyerek sevgi, vicdan, hizmet, onura saygı gibi temel değer ve ilkelerle ahenk içinde tutmaya özen gösterir. Diğer bir deyişle, kişisel bütünlüğünün gerektirdiği bir takım düşünce ve davranışları süzgeçten geçirerek iç dünyasına ve algılarına bilinçli bir şekilde müdahale edebilecek bir yetkinlik kazanır. Böylece bilincinde o değeri yaşar hale getirir. Örneğin, kızgınlığımızı sert sözlerle ortaya koymak kişisel bütünlüğümüzün gereği olabilir ancak karşımızdakinin onurunu korumak gibi temel bir değeri yaşatabilmek amacıyla onu incitmeden uyarmaya yöneliriz. Bir Duruş içinde Olmak: Bu düzeyde kastedilen gelecekte yaratılmak istenen bir olanağa kendini adamak ve bu olanağı yaşatma sorumluluğunu üstlenmektir. Böylesi bir anlayış belirlenen hedefler doğrultusunda plan yapmak, kişisel bütünlüğünü zedelemeden o plana uymak ve yine bu doğrultuda çıkabilecek eksiklikleri gidermek gibi sorumlulukları beraberinde getirir. Sonuç olarak; kişisel bütünlük sahibi olmak kendi değerlerine ve gücüne inanmayı gerektirir. Buna bağlı olarak -asıl olan- kendimizi dürüst ve açık bir şekilde ortaya koyabilme yürekliliğini gösterebilmektir. Bizimle aynı fikirde olmayan insanların olması da son derece doğaldır. Fakat, durumu kıyasıya bir savaş olarak algılamak ve bu savaşı kazanmaya çalışmak, yahut baştan pes ederek başkalarını haklı kabul etmek verimsiz alternatiflerdir. Bunun yerine, bu tür durumlarda insanlarla sevgiyle baş etmemizi ve kendi sınırlarımızı netleştirmemizi sağlayacak kişisel yöntemler geliştirmek en etkili çözüm olacaktır. KAYNAKLAR: CÜCELOĞLU, D.,Savaşçı,Sistem Yayıncılık, İstanbul, 1999. GEÇTAN, E., İnsan Olmak, 21. Basım, Remzi Kitapevi, 2000. CANFIELD, J., HANSEN, M. V. & KIRBERGER, K., Tavuk Suyuna Çorba, Çeviri; Serap Katlan, HYB Yayıncılık, 1999. Personal Excellence TEMMUZ 2004 sayısında yayımlanmıştır. Dr. Seden Tuyan & Eray Beceren #ÖzBilinç #kişiselbütünlük













