top of page

Arama Sonuçları

Search this site

Boş arama ile 985 sonuç bulundu

  • Şirket Çalışanlarınız için Nasıl bir eğitim istiyorsunuz?

    Eğitim Süreci:  Eğitim süreci ihtiyaçların belirlenmesinden başlayarak eğitim sonuçlarının ölçülmesine kadar uzanan bir süreçtir. Her aşamasının çok iyi planlanarak uygulanması ve sonuçlandırılması önemlidir. Kurumlar bu süreci, kendi iç yapıları ile ya da eğitim şirketleri ile birlikte yürütmektedirler. Sözün özü eğitim süreci bir proje yaklaşımı ile ele alınmalı, şirket eğitim departmanı ve eğitim şirketi yetkililerinin koordineli çalışması sonucunda planlanmalı ve sonuçlandırılmalıdır. Paket Programlar:  Günümüzde şirket ve kurumların bir çoğunun kurumsal yapıları oturmuştur. Buna paralel olarak ise kurumlar kendilerine özgü eğitimler talep edilmekte ve planlanmaktadır. Hatta aynı kurum içerisindeki farklı departmanlar, farklı içerikler ile aynı konuda eğitimlere ihtiyaç duydukları görülmektedir. Kuruma özel eğitim içeriklerinin oluşturulması da ilgili departman yöneticileri, şirketin eğitim departmanı ve eğitim şirketi yetkililerinin koordineli çalışması sonucunda planlanmalı ve şekillendirilmelidir. Yetişkin öğrenmesi:  Eğitimlerde temel amaç öğrenmenin sağlanmasıdır. Öğrenme yetişkinlere yönelik yapıldığına göre “yetişkinler nasıl öğrenir?” sorusuna cevap aramak gerekir.  Yetişkinler Neden öğrendiklerini bilmek isterler Konuyla ilgili tecrübeleri vardır. Yeni öğrendikleri bilgi ve becerilerini uygulamak isterler İç ve dış faktörlerle motive olurlar Yapacakları eğitim çalışmasının uygulamalı eğlenceli, interaktif olmasını tercih ederler. Bunları sağlayabilmek için eğitim çalışmalarında Yaratıcı Drama ve Role Play Çalışmaları, Film, Örnek Olay çalışmaları, Beyin Fırtınası ve Soru Sorma Tekniği kullanılabilir. Sürdürülebilir Programlar olması:  Eğitim programlarının sürdürülebilir, uygulanabilir olması ve katılımcıların kişiye özel bir takım sonuçlara ulaşması isteniyor ve bekleniyor. Bu amacı gerçekleştirebilmenin birinci adımı, kişisel ve kurumsal gelişim eğitimlerinin Duygusal ve Sosyal Zeka Temeli üzerine kurulmasıdır. Bir sonraki aşama ise, katılımcıların kendilerini tanımaları, konu ile ilgili olarak kişisel çözümlerini geliştirebilmelerini sağlayacak bir analizin kullanılması. Bu konu üzerindeki araştırmalarım sonunda Harrison Assessments Yetenek Yönetimi Sistemi işleyen ve yararlı bir sistem olduğunu gördüm. Eğitim görüşmelerimde bu sistemi tanıtıyor ve öneriyorum.

  • Yöneticiler için “Duygusal Zeka Koçluğu”

    Duygusal ve Sosyal Zeka becerilerin iş ve özel yaşamdaki önemi herkes tarafından kabullenilmektedir. Çeşitli seviyelerde konu ile ilgili eğitimler uygulanmaktadır. Eğitimlerin yanı sıra “Duygusal Zeka Koçluğu” çalışmaları özellikle konu ile bireysel gelişim çabalarına çok önemli katkılar sağlamaktadır. Genel olarak bu süreç aşağıdaki gibi ilerler. Koçluk süreci DEĞERLENDİRME: Geliştirilmesi gereken performans alanlarının tanımlanması ve bu alanların niçin önemli olduğunun açıklanması. Mevcut durumun çeşitli değerlendirme araçları ile belirlenmesi. DUYGUSAL VE SOSYAL GELİŞİM: Gözlemlenen alanların ve Duygusal-Sosyal Zeka yetkinliklerinin spesifik örneklerle anlatılması. KİŞİSEL SORUMLULUK: Kişiye performansını hangi yollarla geliştirebileceği konusunda görüşünün sorulması ve alacakları kişisel sorumlulukların belirtilmesi. BİLİŞSEL YENİDEN YAPILANDIRMA: Kişinin kendini geliştireceği konularda bilişsel esasların belirlenmesi ve ortaya konması. Önyargıların alışkanlıkların gözden geçirilerek, gerekenlerin değiştirilebilmesi için neler yapılabileceğinin konuşulması. DAVRANIŞSAL YENİDEN YAPILANDIRMA: Bilişsel esaslar çerçevesinde amaçlanan davranış değişikliklerin gerçekleştirmek için pratiklerin yapılması, geri bildirimlerin paylaşılması. Gelişim döngüsü belirli periyotlarda yapılacak görüşme değerlendirmeler ile devam eder. Bir sonraki adımda ne yapılacağı kararlaştırılır. Duygusal Zeka Koçluğu ne sağlar? Kör noktalarınızı fark etmenizi, Öz değerlendirmenize uygun hedefler belirlemenizi,* Duygusal Deneyimlerinizin farkına varmanızı, Karar almanız konusunda yardımcı olur, Sorumluluk bilincinin gelişimini sağlar, Hedefleriniz doğrultusunda gelişiminizi sağlar. #DuygusalZekaKoçluğu #Koçluk

  • Yöneticiler için “Duygusal Zeka Koçluğu”

    Duygusal ve Sosyal Zeka becerilerin iş ve özel yaşamdaki önemi herkes tarafından kabullenilmektedir. Çeşitli seviyelerde konu ile ilgili eğitimler uygulanmaktadır. Eğitimlerin yanı sıra “Duygusal Zeka Koçluğu” çalışmaları özellikle konu ile bireysel gelişim çabalarına çok önemli katkılar sağlamaktadır. Genel olarak bu süreç aşağıdaki gibi ilerler. Koçluk süreci DEĞERLENDİRME: Geliştirilmesi gereken performans alanlarının tanımlanması ve bu alanların niçin önemli olduğunun açıklanması. Mevcut durumun çeşitli değerlendirme araçları ile belirlenmesi. DUYGUSAL VE SOSYAL GELİŞİM: Gözlemlenen alanların ve Duygusal-Sosyal Zeka yetkinliklerinin spesifik örneklerle anlatılması. KİŞİSEL SORUMLULUK: Kişiye performansını hangi yollarla geliştirebileceği konusunda görüşünün sorulması ve alacakları kişisel sorumlulukların belirtilmesi. BİLİŞSEL YENİDEN YAPILANDIRMA: Kişinin kendini geliştireceği konularda bilişsel esasların belirlenmesi ve ortaya konması. Önyargıların alışkanlıkların gözden geçirilerek, gerekenlerin değiştirilebilmesi için neler yapılabileceğinin konuşulması. DAVRANIŞSAL YENİDEN YAPILANDIRMA: Bilişsel esaslar çerçevesinde amaçlanan davranış değişikliklerin gerçekleştirmek için pratiklerin yapılması, geri bildirimlerin paylaşılması. Gelişim döngüsü belirli periyotlarda yapılacak görüşme değerlendirmeler ile devam eder. Bir sonraki adımda ne yapılacağı kararlaştırılır. Duygusal Zeka Koçluğu ne sağlar? Kör noktalarınızı fark etmenizi, Öz değerlendirmenize uygun hedefler belirlemenizi,* Duygusal Deneyimlerinizin farkına varmanızı, Karar almanız konusunda yardımcı olur, Sorumluluk bilincinin gelişimini sağlar, Hedefleriniz doğrultusunda gelişiminizi sağlar. #DuygusalZekaKoçluğu #Koçluk

  • Yaşananlar hakkında düşüncelerimiz duygularımızı etkiler

    https://www.masaru-emoto.net/en/crystal/ Dr. Daniel Goleman “Duygu”yu; “Bir his ve bu hisse özgü belirli düşünceler, psikolojik ve biyolojik haller ve bir dizi hareket eğilimi” diye tanımlamaktadır. Bana göre bu tanımda kilit sözcük “düşünceler”. Değiştirilmesi ve kontrolü bizim elimizde olan noktadır. Bir arkadaşımızı cep telefonundan aradığımızda cevap vermediğini düşünelim. Eğer; “Çağrımı duydu, numaramı gördü kasıtlı olarak cevap vermedi” diye düşünürsek, üzülürüz, mutsuz oluruz. “Çağrıma cevap vermedi, acaba başına bir şey mi geldi” diye düşünürsek, gene üzülürüz, mutsuz oluruz ve hatta ortalığı gereksiz yere ayağa kaldırırız. “Çağrıma cevap vermedi, sanırım meşgul, uygun olunca arar.” diye düşünürsek, genellikle mevcut duygu durumuzu muhafaza eder ve geri aramasını bekleriz. “Çağrıma cevap vermedi, vermezse vermez, keyfi bilir.” diye düşünürsek, umursamaz bir tutum alırız ve genellikle mevcut duygu durumuzu muhafaza eder ve geri arayıp aramamasını umursamayız. Düşüncelerin bizi nasıl etkilediği ile ilgili olarak “What the bleep do we know?” filminden bir bölümü paylaşmak isterim; filmin kahramanı metro istasyonunda beklerken yere düşen ilaçlarını toplamaya çalıştığı için metroya binemez. Bir sonraki metroyu beklerken oradaki bir fotoğraf sergisi dikkatini çeker. Zamanını değerlendirmek için oraya doğru ilerler. Fotoğraf sergisini bir rehber tanıtmaktadır. Alışılmışın dışında olan bu sergide uzun süreden beri su konusunda incelemeler yapan Japon Araştırmacı Masaru Emoto tarafından çekilen su kristallerinin fotoğrafları sergilenmektedir. Emoto, çeşitli işlemler uyguladığı suların kristallerinin fotoğraflarını çekmiş. Güzel sözler yazılıp su kabına yapıştırıldığında, iyi niyetli yardımsever insanların isimleri su kabına yapıştırıldığında ya da su rahip tarafından kutsandığında kristallerin çok hoş şekiller aldığı, aksi halde ise çok kötü şekiller çıktığı görülüyor. Sergiyi gezenlerden biri filmin kahramanına şöyle diyor; “Düşüncelerimiz suya bunu yapabiliyorsa, insan vücudunun büyük bir kısmı su olduğu düşünüldüğünde bize neler yapabileceğini hayal edin…” https://whatthebleep.com/ #Düşünceler #Duygular #MasaruEmoto

  • Yaşananlar hakkında düşüncelerimiz duygularımızı etkiler

    https://www.masaru-emoto.net/en/crystal/ Dr. Daniel Goleman “Duygu” yu; “Bir his ve bu hisse özgü belirli düşünceler, psikolojik ve biyolojik haller ve bir dizi hareket eğilimi” diye tanımlamaktadır. Bana göre bu tanımda kilit sözcük “düşünceler” . Değiştirilmesi ve kontrolü bizim elimizde olan noktadır. Bir arkadaşımızı cep telefonundan aradığımızda cevap vermediğini düşünelim. Eğer; “Çağrımı duydu, numaramı gördü kasıtlı olarak cevap vermedi” diye düşünürsek, üzülürüz, mutsuz oluruz. “Çağrıma cevap vermedi, acaba başına bir şey mi geldi” diye düşünürsek, gene üzülürüz, mutsuz oluruz ve hatta ortalığı gereksiz yere ayağa kaldırırız. “Çağrıma cevap vermedi, sanırım meşgul, uygun olunca arar.” diye düşünürsek, genellikle mevcut duygu durumuzu muhafaza eder ve geri aramasını bekleriz. “Çağrıma cevap vermedi, vermezse vermez, keyfi bilir.” diye düşünürsek, umursamaz bir tutum alırız ve genellikle mevcut duygu durumuzu muhafaza eder ve geri arayıp aramamasını umursamayız. Düşüncelerin bizi nasıl etkilediği ile ilgili olarak “What the bleep do we know?” filminden bir bölümü paylaşmak isterim; filmin kahramanı metro istasyonunda beklerken yere düşen ilaçlarını toplamaya çalıştığı için metroya binemez. Bir sonraki metroyu beklerken oradaki bir fotoğraf sergisi dikkatini çeker. Zamanını değerlendirmek için oraya doğru ilerler. Fotoğraf sergisini bir rehber tanıtmaktadır. Alışılmışın dışında olan bu sergide uzun süreden beri su konusunda incelemeler yapan Japon Araştırmacı Masaru Emoto tarafından çekilen su kristallerinin fotoğrafları sergilenmektedir. Emoto, çeşitli işlemler uyguladığı suların kristallerinin fotoğraflarını çekmiş. Güzel sözler yazılıp su kabına yapıştırıldığında, iyi niyetli yardımsever insanların isimleri su kabına yapıştırıldığında ya da su rahip tarafından kutsandığında kristallerin çok hoş şekiller aldığı, aksi halde ise çok kötü şekiller çıktığı görülüyor. Sergiyi gezenlerden biri filmin kahramanına şöyle diyor; “Düşüncelerimiz suya bunu yapabiliyorsa, insan vücudunun büyük bir kısmı su olduğu düşünüldüğünde bize neler yapabileceğini hayal edin…” https://whatthebleep.com/ #Düşünceler #Duygular #MasaruEmoto

  • Duygularımız kararlarımızı etkiler

    Photo by Engin Akyurt on Pexels.com Duygularımız, değerli bir bilgi kaynağıdır ve karar vermemize yardımcı olur. Araştırmalar, sadece aklıyla karar verenlerin aslında en basit kararlarda bile nasıl zorlandıklarını gösteriyor, çünkü duygularla karar vermenin nasıl bir şey olduğu bilinmiyor.  “Duygular ve karar verme” deyince aklıma dinlediğim bir gurunun verdiği örnek geliyor; Marka gurusu Martin Lindstorm 10 Kasım 2005 tarihinde bir konferans vermek üzere İstanbul’a geldi. Bu konferans, 29 ülkede verdiği Brand Sense konferans dizisi kapsamındaydı. Konferans esnasında katılımcılarla markalaşma ve pazarlamada beş duyunun ne kadar önemli bir rol oynadığını örneklerle paylaştı. Martin Lindstorm bu çalışmalarını 600’den fazla araştırmacı ekibi ile iki yıldan fazla süren bir zamanda yapmıştır. Bu araştırmalarından birini sizinle paylaşmak istiyorum. Bu araştırmada iki ayrı odaya birbirinin aynı iki çift aynı marka koşu ayakkabısı konuldu. Odalardan birine karışık çiçek kokusu sıkıldı, diğer odaya sıkılmadı. Araştırmaya katılanlardan, iki odadaki ayakkabıları inceledikten sonra bir anket formu doldurmaları istendi. Formda hangi ayakkabıyı tercih edecekleri ve hangisinin diğerinden ne kadar daha pahalı olabileceği soruldu. Tüketicilerin çoğu (yüzde 84’ü) koku sıkılan odadaki ayakkabıyı tercih etti. Ek olarak, tüketiciler “koku sıkılan” odadaki ayakkabının fiyatının diğer odadaki ayakkabıdan ortalama 10 dolar daha pahalı olduğu tahmininde bulundular. Lindstorm bu araştırma sonuçlarını duyular ve marka ilişkisi ile bağdaştırmaktadır. Alınan duyular bizim duygularımızı etkiliyor ve dolayısıyla bu duygu durumuna uygun olarak tercihimizi yapıyor ve kararımızı veriyoruz. Yani “duygusal karar verme” değil, “duyguların verdiği bilgiye göre karar verme” öne çıkıyor. #Duygular #Karar #Kararverme

  • Duygularımız kararlarımızı etkiler

    Photo by Engin Akyurt on Pexels.com Duygularımız, değerli bir bilgi kaynağıdır ve karar vermemize yardımcı olur. Araştırmalar, sadece aklıyla karar verenlerin aslında en basit kararlarda bile nasıl zorlandıklarını gösteriyor, çünkü duygularla karar vermenin nasıl bir şey olduğu bilinmiyor.  “Duygular ve karar verme” deyince aklıma dinlediğim bir gurunun verdiği örnek geliyor; Marka gurusu Martin Lindstorm 10 Kasım 2005 tarihinde bir konferans vermek üzere İstanbul’a geldi. Bu konferans, 29 ülkede verdiği Brand Sense konferans dizisi kapsamındaydı. Konferans esnasında katılımcılarla markalaşma ve pazarlamada beş duyunun ne kadar önemli bir rol oynadığını örneklerle paylaştı. Martin Lindstorm bu çalışmalarını 600’den fazla araştırmacı ekibi ile iki yıldan fazla süren bir zamanda yapmıştır. Bu araştırmalarından birini sizinle paylaşmak istiyorum. Bu araştırmada iki ayrı odaya birbirinin aynı iki çift aynı marka koşu ayakkabısı konuldu. Odalardan birine karışık çiçek kokusu sıkıldı, diğer odaya sıkılmadı. Araştırmaya katılanlardan, iki odadaki ayakkabıları inceledikten sonra bir anket formu doldurmaları istendi. Formda hangi ayakkabıyı tercih edecekleri ve hangisinin diğerinden ne kadar daha pahalı olabileceği soruldu. Tüketicilerin çoğu (yüzde 84’ü) koku sıkılan odadaki ayakkabıyı tercih etti. Ek olarak, tüketiciler “koku sıkılan” odadaki ayakkabının fiyatının diğer odadaki ayakkabıdan ortalama 10 dolar daha pahalı olduğu tahmininde bulundular. Lindstorm bu araştırma sonuçlarını duyular ve marka ilişkisi ile bağdaştırmaktadır. Alınan duyular bizim duygularımızı etkiliyor ve dolayısıyla bu duygu durumuna uygun olarak tercihimizi yapıyor ve kararımızı veriyoruz. Yani “duygusal karar verme” değil, “duyguların verdiği bilgiye göre karar verme” öne çıkıyor. #Duygular #Karar #Kararverme

  • Kendini Tanımayan Liderlik Edemez

    Liderlik konusunda en beğendiğim kitaplardan biri Warren Bennis’in “Bir Lider Olabilmek” isimli kitabıdır. Kitapta yaklaşık 8-10 sayfa “kendini tanıma” konusuna ayrılmış ve o bölüm şu güzel söz ile başlıyor. “Hep bir insanın karakterini tanımlamanın en iyi yolunun, onun kendini en derinden ve yoğun olarak aktif ve canlı hissettiği zamanki zihni ve ahlaki tutumunu araştırmaktan geçtiğini düşünmüşümdür. Böyle zamanlarda insanın içinden gelen ses “İşte gerçek ben!” der.” (William James’in mektuplarından alıntı) Sonraki sayfalarda Bennis Kendini tanımanın dört dersinden bahsetmiş; Kendinizin en iyi öğretmeni sizsiniz. Sorumluluk alın. Başkalarını suçlamayın. Öğrenmek istediğiniz her şeyi öğrenebilirsiniz. Gerçek kavrayış kendi tecrübelerinizin bir yansımasıdır. Duygusal Zeka konusunda adını duyuran Daniel Goleman ise “Yeni Liderler” kitabında “Öz bilinç, liderin duyguları, güçlü yanları ve sınırları ile değerleri ve dürtüleri hakkında derin bir anlayışa sahip olması demektir.” diyerek yeni liderlerin en önemli ve başta gelen özelliğinin kendini tanımak olduğunu vurgulamıştır. Ve liderlik söz konusu olduğunda Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ten söz etmeden olur mu? (Saygıyla Atam) Hiç uzun lafa gerek yok bakalım neler olmuş? “Birgün Mısır’da bağımsızlık davası için çalışan liderlerden biri, Mustafa Kemal’i görmeye gelmişti. Kendisine: -”Bizim hareketin de başına geçmek istemez misiniz?” diye sordu. Olabilecek şey değildi ama insan yoklamalarını pek seven Mustafa Kemal: -”Yarım milyonunuz bu uğurda ölür mü?” diye sordu. Adamcağız yüzüne bakakaldı. -”Fakat Paşa Hazretleri yarım milyonumuzun ölmesine ne lüzum var? Başımızda siz olacaksınız ya…” -”Benimle olmaz beyefendi hazretleri, yalnız benimle olmaz. Ne vakit halkınızın yarım milyonu ölmeye karar verirse, o zaman gelip beni ararsınız.” (Çankaya- Falih Rıfkı Atay) Atatürk bu görüşe bir adım daha katmış, lider kendini iyi tanısa bile başarı için önderlik ettiği kişileri de çok iyi tanımalı. #Atam #ÖzBilinç #KendiniTanıma #Liderlik

  • Kendini Tanımayan Liderlik Edemez

    Liderlik konusunda en beğendiğim kitaplardan biri Warren Bennis’in “Bir Lider Olabilmek” isimli kitabıdır. Kitapta yaklaşık 8-10 sayfa “kendini tanıma” konusuna ayrılmış ve o bölüm şu güzel söz ile başlıyor. “Hep bir insanın karakterini tanımlamanın en iyi yolunun, onun kendini en derinden ve yoğun olarak aktif ve canlı hissettiği zamanki zihni ve ahlaki tutumunu araştırmaktan geçtiğini düşünmüşümdür. Böyle zamanlarda insanın içinden gelen ses “İşte gerçek ben!” der.” (William James’in mektuplarından alıntı) Sonraki sayfalarda Bennis Kendini tanımanın dört dersinden bahsetmiş; Kendinizin en iyi öğretmeni sizsiniz. Sorumluluk alın. Başkalarını suçlamayın. Öğrenmek istediğiniz her şeyi öğrenebilirsiniz. Gerçek kavrayış kendi tecrübelerinizin bir yansımasıdır. Duygusal Zeka konusunda adını duyuran Daniel Goleman ise “Yeni Liderler” kitabında “Öz bilinç, liderin duyguları, güçlü yanları ve sınırları ile değerleri ve dürtüleri hakkında derin bir anlayışa sahip olması demektir.” diyerek yeni liderlerin en önemli ve başta gelen özelliğinin kendini tanımak olduğunu vurgulamıştır. Ve liderlik söz konusu olduğunda Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ten söz etmeden olur mu? (Saygıyla Atam) Hiç uzun lafa gerek yok bakalım neler olmuş? “Birgün Mısır’da bağımsızlık davası için çalışan liderlerden biri, Mustafa Kemal’i görmeye gelmişti. Kendisine: -”Bizim hareketin de başına geçmek istemez misiniz?” diye sordu. Olabilecek şey değildi ama insan yoklamalarını pek seven Mustafa Kemal: -”Yarım milyonunuz bu uğurda ölür mü?” diye sordu. Adamcağız yüzüne bakakaldı. -”Fakat Paşa Hazretleri yarım milyonumuzun ölmesine ne lüzum var? Başımızda siz olacaksınız ya…” -”Benimle olmaz beyefendi hazretleri, yalnız benimle olmaz. Ne vakit halkınızın yarım milyonu ölmeye karar verirse, o zaman gelip beni ararsınız.” (Çankaya- Falih Rıfkı Atay) Atatürk bu görüşe bir adım daha katmış, lider kendini iyi tanısa bile başarı için önderlik ettiği kişileri de çok iyi tanımalı. #Atam #ÖzBilinç #KendiniTanıma #Liderlik

  • Dinleme Tuzakları

    Photo by Christina Morillo on Pexels.com Kişilerarası iletişimin en önemli unsurlarında biri “dinleme“dir.Daha iyi dinleme sadece bir takım teknikleri uygulamak değildir. Ayrıca sizin dinleme çabalarınızı etkileyecek bir takım tuzakları dikkate almak gerekir. Bu tuzakların bazıları şunlardır. * Konu ile ilgilenmemek –Eğer konu ilginizi çekmez ise dikkatinizi toplayamaz, dinlemezsiniz. * Detaylarla meşgul olma -Verilen bütün detayları almaya çalışmaktansa olayın özünü anlamaya çalışın. * Aşırı heves -Konuşmacının ne söyleyeceğini beklemek eğlenceli sayılabilir fakat dinlemenizi engeller. * Rahatsızlık -Konuşmacının bir dakika önce yaptığı hatadan dolayı üzülmek ya da o hataya takılı kalmak, şimdi onu dinlemediğiniz anlamına gelir. * Aldatıcı dikkat -Eğer zamanınızı konuşmacıyı dinliyormuşsunuz izlenimi vererek etkilemeye çalışıyorsanız, dinlemiyorsunuz demektir. * Dikkat dağılmasına sebebiyet verme -Kesinlikle diğer düşüncelerin, konuşmaların veya insanların sizin dikkatinizi dağıtmalarına izin vermeyin. * Zorluklardan kaçma -Bu bir eski tuzak olan “dinlemek çok zor çünkü konu zor” tuzağıdır. Kesinlikle böyle düşünmeyin ve hatta daha dikkatli dinleyin. * Aşırı heyecan -Konuşmacının sözleriyle duygularınız kabarırsa dinlemeniz etkilenir. Bu teknikleri ve tuzakları aklınızda tutarak daha iyi bir dinleme için çalışmalısınız. Bu size iyi bir iletişimci olmanızı sağlayacaktır. #Dinleme #empati

  • Duyguların Göz ardı Edilmesi

    Photo by Nathan Cowley on Pexels.com İlişkilerde kendi duygularımız kadar karşımızdaki kişilerin duyguları da önemlidir. Stephen Covey’in dediği gibi “önce anlamaya çalış, sonra anlaşılmaya”. Buna rağmen iş ve özel hayatımızda kimi zaman yanımızda çalışanların, kimi zaman ise aile bireylerinin duygularını yok sayıyor ya da gereken değeri vermiyoruz. İzleyenler hatırlayacaklardır; Ölü Ozanlar Derneği (Dead Poets Society) filminin bir sahnesinde, kendinden izin almadan okul tiyatrosunda oynayan oğlu ile eşinin önünde konuşan baba oğlunun okulu ve geleceği ile ilgili kararlarını açıklamaktadır. Delikanlı bazı konularda fikrini söylemek istediğinde babası tarafında ya dinlenmemekte ya da “kes sesini” diye cevaplanmaktadır. Konuşmanın bir bölümünde delikanlı “içimdeki duyguları açıklamak zorundayım” der. Tam da bu anda anne oğluna “lütfen babana karşılık verme” diyerek ayağa kalkar, baba ise hafifçe oğlunun üzerine yürüyerek, elini kaldırır ve sert bir tonda “pekâlâ ne hissettiğini söyle” diye çıkışır, arkasından “evet ne var?” diye sözüne devam eder. Bu durumda delikanlı umutsuzca boynunu bükerek, bir annesine bir babasına bakar ve omuzlarını yukarıya kaldırarak, tüm masumiyeti ile “hiçbir şey” der. Bu olayın gecesinde kendini değersiz ve önemsenmeyen bir birey olarak hisseden delikanlı maalesef hayatına son verir. Bir seminerim esnasında katılımcılardan birinin anlattığı olayı duyduğumda kulaklarıma inanamadım. Bir banka şubesinde çalışan kadın katılımcı bir gün mesai esnasında babasının kalp krizi geçirdiğini haber alır. Hemen müdürüne giderek durumu anlatır ve izin ister. Müdür “Baban ölmüş mü?” diye sorar. “Hayır” cevabını alan müdür “O zaman akşam gidersin” diyerek, izin isteğini reddeder. Görüldüğü gibi karşımızdaki kişilerin duygularını göz ardı etmek bazen çok kötü anlar yaşamamıza ya da yaşatmamıza neden olabiliyor. Bir özel okulda anne-babalara yönelik olarak verdiğim seminerde “Ölü Ozanlar Derneği”ndeki bu sahneyi örnek vermiştim, seminer sonrası bir hanımefendi “verdiğiniz örnek biraz ağır olmadı mı?” diye sordu. Cevabı sizlere bırakıyorum. #özbilinç #Duygu

  • Duyguların Göz ardı Edilmesi

    Photo by Nathan Cowley on Pexels.com İlişkilerde kendi duygularımız kadar karşımızdaki kişilerin duyguları da önemlidir. Stephen Covey’in dediği gibi “önce anlamaya çalış, sonra anlaşılmaya”. Buna rağmen iş ve özel hayatımızda kimi zaman yanımızda çalışanların, kimi zaman ise aile bireylerinin duygularını yok sayıyor ya da gereken değeri vermiyoruz. İzleyenler hatırlayacaklardır; Ölü Ozanlar Derneği (Dead Poets Society) filminin bir sahnesinde, kendinden izin almadan okul tiyatrosunda oynayan oğlu ile eşinin önünde konuşan baba oğlunun okulu ve geleceği ile ilgili kararlarını açıklamaktadır. Delikanlı bazı konularda fikrini söylemek istediğinde babası tarafında ya dinlenmemekte ya da “kes sesini” diye cevaplanmaktadır. Konuşmanın bir bölümünde delikanlı “içimdeki duyguları açıklamak zorundayım” der. Tam da bu anda anne oğluna “lütfen babana karşılık verme” diyerek ayağa kalkar, baba ise hafifçe oğlunun üzerine yürüyerek, elini kaldırır ve sert bir tonda “pekâlâ ne hissettiğini söyle” diye çıkışır, arkasından “evet ne var?” diye sözüne devam eder. Bu durumda delikanlı umutsuzca boynunu bükerek, bir annesine bir babasına bakar ve omuzlarını yukarıya kaldırarak, tüm masumiyeti ile “hiçbir şey” der. Bu olayın gecesinde kendini değersiz ve önemsenmeyen bir birey olarak hisseden delikanlı maalesef hayatına son verir. Bir seminerim esnasında katılımcılardan birinin anlattığı olayı duyduğumda kulaklarıma inanamadım. Bir banka şubesinde çalışan kadın katılımcı bir gün mesai esnasında babasının kalp krizi geçirdiğini haber alır. Hemen müdürüne giderek durumu anlatır ve izin ister. Müdür “Baban ölmüş mü?” diye sorar. “Hayır” cevabını alan müdür “O zaman akşam gidersin” diyerek, izin isteğini reddeder. Görüldüğü gibi karşımızdaki kişilerin duygularını göz ardı etmek bazen çok kötü anlar yaşamamıza ya da yaşatmamıza neden olabiliyor. Bir özel okulda anne-babalara yönelik olarak verdiğim seminerde “Ölü Ozanlar Derneği”ndeki bu sahneyi örnek vermiştim, seminer sonrası bir hanımefendi “verdiğiniz örnek biraz ağır olmadı mı?” diye sordu. Cevabı sizlere bırakıyorum. #özbilinç #Duygu

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Instagram
  • YouTube

©2021, Anahtar Eğitim

bottom of page