top of page

Bazı İnsanlar Gider, Ama Bize Gösterdikleri Dünyadan Hiç Eksilmez

12 saat önce
3 dakikada okunur

Bugün, değer verdiğim, çalışmalarını yıllardır ilgiyle takip ettiğim ve insanı anlama çabasında kendime yakın bulduğum bir bilim insanının vefatını öğrendim: Dr. Paul Ekman.


91 yaşında, 17 Kasım 2025'te aramızdan ayrılmış.

İnsan bazen hiç tanışmadığı birinin ölümüne de üzülüyor. Çünkü bazı insanlar hayatımıza fiziksel olarak girmeseler bile düşüncelerimizde, merakımızda ve dünyayı algılama biçimimizde yer ediniyorlar. Paul Ekman benim için böyle bir insandı.

Onun çalışmalarını düşündüğümde aklıma ilk gelen şey yüz ifadeleri, mikro ifadeler ya da insanın duygularını gizleme çabası değil. Bunların çok ötesinde bir şey: İnsanın kendisini ve karşısındakini gerçekten anlayabilme ihtimali.


Paul Ekman, psikoloji dünyasında duyguların bilimsel olarak incelenmesine yeni bir yön veren isimlerden biriydi. Özellikle farklı kültürlerdeki insanların yüz ifadelerini araştırarak bazı temel duyguların evrensel özellikler taşıdığını ortaya koymaya çalıştı. Papua Yeni Gine'deki izole topluluklarda yürüttüğü araştırmalar, bu alandaki düşüncelerimizi ciddi biçimde değiştirdi. Mutluluk, üzüntü, öfke, korku, şaşkınlık ve tiksinme gibi duyguların yüzümüzdeki ifadelerinin kültürler arasında önemli benzerlikler taşıdığını gösteren çalışmaları, duygu psikolojisinin gelişmesinde büyük rol oynadı.


Ardından Wallace Friesen ile birlikte geliştirdiği Facial Action Coding System (FACS) geldi.

Bu sistem, insan yüzündeki kas hareketlerini bilimsel ve sistematik biçimde tanımlamayı mümkün kıldı. Bir kaşın kalkması, dudakların gerilmesi, göz çevresindeki kasların hareketi... Daha önce çoğu zaman sezgisel olarak yorumladığımız yüz hareketleri, artık ayrıntılı biçimde incelenebiliyordu.


Ekman'ın mikro ifadeler üzerine çalışmaları da bu araştırmaların en çok ilgi gören alanlarından biri oldu. İnsanların yoğun bir duyguyu bastırmaya veya gizlemeye çalıştıkları anlarda, yüzlerinde çok kısa süreli ifadeler ortaya çıkabileceğini gösterdi. Bazen saniyenin çok küçük bir bölümünde beliren bu ifadeler, insan davranışlarını anlamak isteyen araştırmacılar için yeni bir pencere açtı.


Ancak Ekman'ın çalışmalarını benim için asıl ilginç kılan, insanı yalnızca yüzünden okumaya çalışması değildi. Onun asıl meselesi, duyguların insan davranışları üzerindeki etkisini anlamaktı.


Emotions Revealed ve Telling Lies gibi kitaplarıyla (Türkçe çevirileri piyasada mevcut) akademik araştırmaları geniş kitlelere ulaştırdı. Bilimsel çalışmalarının etkisi televizyona ve sinemaya da taşındı. Lie to Me dizisinin bilimsel danışmanlığını üstlendi. Pixar'ın Inside Out filmine katkıda bulunarak duyguların dünyasını çok daha geniş bir kitlenin anlayabileceği bir dille anlatmaya yardımcı oldu.

Fakat onun hayatındaki en etkileyici sayfalardan biri, Dalai Lama ile kurduğu dostluk ve iş birliğiydi.

Bilimsel merakın, insanın iç dünyasına yönelik bir arayışla nasıl birleşebileceğini gösteren bu ilişki, Ekman'ın kariyerinin son dönemine bambaşka bir anlam kattı. Kızı Eve Ekman ile birlikte geliştirilen Atlas of Emotions ve Cultivating Emotional Balance çalışmaları, insanların kendi duygularını tanımalarına, anlamalarına ve daha sağlıklı biçimde yönetmelerine yardımcı olmayı amaçlıyordu.


Burada çok sevdiğim bir yaklaşım var: Duygularımızı bastırmak yerine onları tanımak. Öfkemizin, korkumuzun, üzüntümüzün ya da kıskançlığımızın nereden geldiğini anlamaya çalışmak. Çünkü insan, kendi iç dünyasını tanımadan başkasının iç dünyasını ne kadar anlayabilir?


Elbette Ekman'ın çalışmaları tartışmalardan bağımsız değildi. Yüz ifadelerinin kültürler arasındaki benzerlikleri, mikro ifadelerin yorumlanması ve aldatmanın tespiti üzerine bilim dünyasında farklı görüşler bulunuyor. Zaten bilimsel gelişmenin doğasında da bu var: Sorgulamak, tartışmak, yeniden araştırmak. Onun mirasını değerli kılan şeylerden biri de bu tartışmalara kapı açmış olması.


Paul Ekman'ın ardından düşündüğümde, geriye kalan en büyük mirasın insan yüzüne bakmayı öğretmekten ibaret olmadığını hissediyorum. Asıl mirası, insanı daha dikkatli gözlemlemeye, aceleyle yargılamamaya ve görünür davranışların ardındaki duygusal dünyayı merak etmeye teşvik etmesiydi.

Bir insanın yüzündeki ifadeyi fark etmek başka, o insanın ne yaşadığını anlamaya çalışmak başka şeydir. İkincisi biraz sabır, biraz bilgi ve çokça insani duyarlılık gerektirir.


Belki de bu yüzden Ekman'ın son dönem çalışmalarında şefkat, empati ve duygusal dengeye yönelmesi benim için ayrıca anlamlı.


Onun bilimsel mirasını düşünürken, bir araştırmacının yalnızca ne keşfettiğiyle değil, keşfettiklerini insanlığın yararına nasıl kullanmak istediğiyle de hatırlanması gerektiğini düşünüyorum. Keşke kendisine çalışmalarının kaç insanın merakını beslediğini, kaç kişiye yeni sorular sordurduğunu ve insan davranışlarına bakışını nasıl değiştirdiğini söyleyebilseydik.


Güle güle Dr. Paul Ekman.


İnsan yüzünün ardındaki duygusal dünyayı anlamak için ömrünü araştırmaya adadın. Bizlere bakmanın ve görmenin aynı şey olmadığını, insanı anlamanın ise bundan çok daha fazlasını gerektirdiğini hatırlattın.


Sen artık yoksun. Ama ortaya koyduğun çok önemli çalışmalar, sorduğun sorular ve insanı anlama çaban yaşamaya devam edecek.


Bazı insanlar ardında yalnızca eserler bırakmaz; başkalarının dünyaya bakışını da değiştirir.

Sen onlardan biriydin.


Saygıyla, minnetle ve özlemle…




Yorumlar


  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Instagram
  • YouTube

©2021, Anahtar Eğitim

bottom of page