"Duygusal Durgunluk" (Emotional Recession) ve Etkileri
- Eray Beceren

- 11 saat önce
- 3 dakikada okunur

Dünya genelinde ekonomik durgunluk kavramına aşinayız; ancak son yıllarda yapılan araştırmalar, küresel ölçekte daha az görünür ama bir o kadar yıkıcı yeni bir fenomeni ortaya çıkarmıştır: "Duygusal Durgunluk" (Emotional Recession). Joshua Friedman ve ekibi tarafından yapılan kapsamlı araştırmalar, COVID-19 pandemisi ve sonrasında, insanların duygusal ve ilişkisel kapasitelerinde bir düşüş yaşandığını göstermektedir. Tıpkı ekonomik bir durgunlukta olduğu gibi, duygusal durgunlukta da temel performans göstergelerinde (güven, motivasyon, empati) uzun süreli bir gerileme söz konusudur.

Duygusal Durgunluğun Boyutları: Veriler Ne Söylüyor?
Yapılan araştırma verilerine dayanan ve 166 ülkeden 28.000 katılımcıyı kapsayan araştırmaya göre, 2019 ile 2024 yılları arasında küresel Duygusal Zeka (EQ) skorlarında %5,79 oranında ciddi bir düşüş yaşanmıştır. Bu düşüş, ölçülen 8 temel yetkinliğin tamamında gözlemlenmiştir.
Özellikle endişe verici olan nokta, düşüşün en sert yaşandığı alanın "İtici Güç" (Drive) kategorisi olmasıdır. Bu kategori şu üç yetkinliği kapsar:
İyimserliği Uygulamak (Exercise Optimism): Geleceğe dair umutlu bir bakış açısı.
İçsel Motivasyonu Devreye Sokmak (Engage Intrinsic Motivation): Dış ödüllerden bağımsız enerji bulabilmek.
Soylu Hedefler Peşinde Koşmak (Pursue Noble Goals): Amaç duygusu.
Bu yetkinliklerdeki yaklaşık %7-8'lik düşüş, insanların stresle başa çıkma, zorluklar karşısında yılmama ve işlerinde anlam bulma kapasitelerinin zayıfladığını göstermektedir.
"Gizli Vergi" ve İş Yerine Etkileri
Joshua Friedman, bu durgunluğu günlük hayatta ödediğimiz "gizli bir vergi" (hidden tax) olarak tanımlar. İnsanların yalnızlık, stres ve kutuplaşma seviyelerinin artmasıyla birlikte, her etkileşim daha maliyetli hale gelmiştir.
Eskiden basitçe halledilebilen bir işbirliği, bir toplantı katılımı veya bir satış kapama süreci, bugün 5 yıl öncesine göre çok daha fazla "duygusal emek" gerektirmektedir. Liderler, aynı sonucu elde etmek için çalışanlarıyla daha fazla etkileşim kurmak, daha fazla takip yapmak ve güven inşa etmek için daha fazla çaba sarf etmek zorundadır. Enerji tükenmişken daha fazla efor sarf etme zorunluluğu, liderlerde ve çalışanlarda tükenmişliğe (burnout) yol açmaktadır.
Akademik kaynakta bu durum, İş Talepleri-Kaynaklar (JD-R) modeliyle açıklanır: İş talepleri artarken, bireyin bu talepleri karşılayacak kişisel kaynakları (iyimserlik, motivasyon gibi EQ yetkinlikleri) azaldığında, tükenmişlik kaçınılmaz hale gelir.
Duygusal Zeka Neden Bir Lüks Değil, Zorunluluktur?
Araştırmalar, Duygusal Zeka'nın (EQ) sadece "yumuşak" bir beceri değil, başarının en güçlü belirleyicilerinden biri olduğunu kanıtlamaktadır.
Çalışmaya göre, yüksek EQ skoruna sahip bireylerin; etkililik, ilişkiler, yaşam kalitesi ve esenlik (wellbeing) konularında güçlü sonuçlar bildirme olasılığı, düşük EQ'lu bireylere göre 10,18 kat daha fazladır.
Ayrıca, yapay zekanın (AI) yükselişiyle birlikte EQ daha da kritik hale gelmiştir. AI, veri sentezleme ve desenleri görme konusunda mükemmel olsa da, duygusal nüansları anlama ve bilgelik konusunda insan kapasitesine sahip değildir. Friedman'a göre, AI araçlarını doğru işler için kullanmalı, ancak insan etkileşimi, güven inşası ve karmaşık duygusal süreçler için insan yetkinliklerine (EQ) yatırım yapılmalıdır.

Çözüm: Güven ve Yeniden İnşa
Bu "duygusal durgunluktan" çıkış yolu, duygusal zeka becerilerinin geliştirilmesinden geçmektedir. Duygusal zeka, doğuştan gelen bir yetenekten ziyade öğrenilebilir bir beceridir. Organizasyonların bu süreçte odaklanması gereken temel unsur "Güven"dir. Friedman, güveni üç temel nabız noktasıyla tanımlar:
Şeffaflık (Transparency): Bilgiyi paylaşmak ve kartları açık oynamak.
Tutarlılık (Coherence): Söylenenle yapılanın, dünkü tavırla bugünkü tavırın uyuşması.
Özen (Care): "Bu lider benim arkamı kollar mı?" sorusunun cevabı.
Sonuç
Duygusal durgunluk, bireylerin "hayatta kalma modunda" kilitli kaldığı, iyimserliğin ve motivasyonun azaldığı küresel bir sorundur. Ancak bu durum kaçınılmaz bir kader değildir. Veriler, EQ becerilerine yatırım yapmanın hem bireysel esenliği hem de organizasyonel performansı (operasyonel verimlilikte %66'ya varan artışlar gibi) ciddi oranda iyileştirdiğini göstermektedir. Liderlerin ve bireylerin kendi duygusal kapasitelerini "bir makineye yağ ekler gibi" takviye etmeleri, bu krizden çıkışın anahtarıdır.
Kaynak:
Freedman, J. M., et al. - "The Emotional Recession: global declines in emotional intelligence and its impact on organizational retention, burnout, and workforce resilience" (Frontiers in Psychology / Academic Paper).











Yorumlar