Bizler Başarılarımızdan ve Hatalarımızdan Çok Daha Fazlasıyız
- Eray Beceren

- 1 saat önce
- 3 dakikada okunur

Modern dünyanın getirdiği en büyük baskılardan biri, değerimizi sürekli olarak dış faktörlere bağlama eğilimimizdir. Her an mükemmel olmamız, hiç hata yapmamamız ve herkes tarafından takdir edilmemiz gerektiğine dair görünmez bir kuralın etrafında döner dururuz. Oysa Akılcı Duygusal Terapinin kurucusu Albert Ellis, psikolojik sağlığımızın en önemli iki temelinden birinin "Koşulsuz Kendini Kabul" olduğunu söyler. Peki ama nedir bu koşulsuz kabul? Neden ruh sağlığımız için bu kadar hayatidir?
Ellis’in yaklaşımının özü, insanın kendi varlığını sadece bir eyleme, bir sonuca veya başkalarının düşüncelerine indirgememesine dayanır. Bizler, sadece yaptıklarımızdan ve başımıza gelen olaylardan çok daha fazlasıyız. Hayatın doğal akışı içinde bazı şeyleri çok iyi yapabilir, bazılarında ise tökezleyebiliriz. Zaman zaman büyük başarılar elde edebilir, bazen de ağır başarısızlıklarla yüzleşebiliriz. Aldığımız kararların bir kısmı ne kadar doğruysa, bir kısmı da o kadar hatalı olabilir. Çevremizdeki insanlar bizi beğenebilir, onaylayabilir; ancak aynı şekilde sertçe eleştirilebilir, reddedilebilir veya takdir görmeyebiliriz. Tüm bu değişkenler, bir insan olarak bütünümüze asla tek bir değer biçemez.
Buradaki en kritik ayrım, davranışlarımız ile kendi benliğimiz, yani kimliğimiz arasındaki kalın çizgiyi çizebilmektir. Davranışlarımızı, eylemlerimizi ve bu eylemlerin sonuçlarını elbette eleştirel bir gözle değerlendirebiliriz; ancak kendimizi bütünüyle bir yargı masasına yatırmak zorunda değiliz. Örneğin, bir davranışımız yanlış veya bir başkasına zarar verici olabilir. Fakat bu durum, sadece o davranışın yanlış olduğu gerçeğiyle sınırlıdır; bizim özümüzde "kötü" veya "değersiz" bir insan olduğumuzu asla göstermez. Aynı şekilde, bir işte veya uzun süreli bir ilişkide başarısız olmuş olabiliriz. Bu, sadece o spesifik alanda ve o anki koşullarda başarısız olduğumuz anlamına gelir. Oysa biz, genellikle bu deneyimi genelleştirip kendimize "ben başarısız bir insanım" etiketini yapıştırmaya çok meyilliyizdir. Hâlbuki bir insan olarak paha biçilemez değerimiz, başarılarımızla kazanılan bir madalya olmadığı gibi, başarısızlıklarımızla da elimizden alınan bir unvan değildir.
Kendini kabul etmek kavramı, çoğu zaman her yapılanı onaylamak, hiçbir şeyi değiştirmeye çalışmamak veya hatalara göz yummak gibi yanlış anlaşılır. Oysa koşulsuz kendini kabul, yaptığımız her şeyi doğru veya kusursuz bulmak demek değildir. Tam tersine, kendimizi acımasızca mahkûm etmeden, hatalarımıza dürüstçe ve şefkatle bakabilme cesaretidir. Kendimizi yargılamadan olduğumuz gibi kabul ettiğimizde, olan bitenin sorumluluğunu almamız çok daha kolaylaşır. Suçluluk veya utanç duygusunun ağır yükü altında ezilmeden, değiştirebileceğimiz ve geliştirebileceğimiz davranışlarımız için somut adımlar atabiliriz.
İnsan sosyal bir varlıktır; doğası gereği sevilmek, onaylanmak ve takdir edilmek ister. Başkalarının bizi sevmesini veya başarılı olduğumuzda bizi alkışlamasını tercih etmemiz son derece sağlıklı bir beklentidir; ancak hayatımızı sürdürebilmek veya değerli hissedebilmek için buna "mecbur" değiliz. Sevilmek elbette içimizi ısıtır ama birileri bizi sevmediğinde bu durum bizi değersiz kılmaz. Başarı bize tarifsiz bir mutluluk verir ama bir yenilgi bizim bir insan olarak kıymetimizi belirlemez. Bizler, ne sadece gurur duyduğumuz başarılarımızdan ibaret birer kahraman ne de sadece pişmanlık duyduğumuz hatalarımızdan ibaret birer kaybedeniz.
Gerçek şu ki, kendimize tek bir not, tek bir değişmez değer biçmek zorunda değiliz. Çünkü insan; sürekli değişen, her yeni deneyimle öğrenen, bu büyüme sürecinde defalarca hata yapan, bazı konularda çok güçlü yeteneklere sahipken bazı alanlarda yetersiz kalabilen son derece karmaşık ve çok boyutlu bir varlıktır. Bu gerçeği derinlemesine fark ettiğimizde, yaşam enerjimizi kendimizi başkalarına veya kendimize kanıtlamaya değil, sadece doya doya yaşamaya harcamaya başlarız. Değerimizi başkalarının terazisinde ölçmek yerine, potansiyelimizi gerçekleştirmeye ve davranışlarımızı adım adım geliştirmeye odaklanırız.
Sonuç
Albert Ellis’in hayatlarımıza dokunan bu güçlü felsefesi, yaşamın zorlukları karşısında dimdik durabilmemiz için bize sarsılmaz bir zemin sunar. Sadece var olduğumuz ve nefes alan bir insan olduğumuz için, başka hiçbir şarta, kurala veya onaya bağlı kalmaksızın kendimizi kabul edebiliriz. Unutmayalım ki, insanlık değerimiz bir başarı listesinde veya başkalarının dudakları arasında değil, tam içimizde saklıdır. Şimdi, kendi içinize dönüp şu soruyu sorma vakti: Hayatınızı bitmek bilmeyen bir sınav gibi görüp, her gün kendinize yeni bir not vermekten ne zaman vazgeçeceksiniz?






Yorumlar