Başarılı Ekiplerin Gözden Kaçırdığı Gizli Güç: Olumlu Bakış Açısı

Günümüz iş dünyasında şirketler, ekiplerinin performansını artırmak için genellikle teknik becerilere, yeni yazılımlara veya verimlilik araçlarına odaklanırlar. Ancak çoğu zaman gözden kaçırılan, ekibin başarı potansiyelini doğrudan belirleyen çok daha temel bir takım normu vardır: Olumlu Bakış Açısı. Duygusal zeka modelinin kilit yetkinliklerinden biri olan bu kavram, sadece bireysel bir özellik olmakla kalmaz; aynı zamanda ekip üyelerinin birbirleriyle nasıl etkileşime girdiğini şekillendiren güçlü bir grup alışkanlığına dönüşür.
Yapılan araştırmalar, olumlu bakış açısının bir ekip içinde ne kadar belirleyici olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu normdan yoksun olan ekipler, sadece moral bozukluğu yaşamakla kalmazlar, aynı zamanda iş yapış biçimlerinde de ciddi ve yıkıcı değişimler sergilerler. Olumsuzluğun hakim olduğu bir ortamda, ekip üyeleri sahip oldukları bilgi, zaman ve enerjiyi diğerleriyle paylaşmayı bırakırlar. Bunun yerine, yalnızca kendi çıkarlarını korumaya odaklanırlar. Bu durum, genel performansı hızla aşağı çeker. Olumlu bir bakış açısının eksikliğinde, insanlar hata yapmaktan ve suçlanmaktan korktukları için sorumluluk almaktan kaçınır ve tamamen yalnız çalışmaya başlarlar. İşbirliğinin bu şekilde çökmesi, çalışanların işlerini veya şirketlerini umursamamalarından kaynaklanmaz; sadece çabalarının hiçbir işe yaramayacağına veya bir fark yaratmayacağına dair inançlarını kaybetmiş olmalarından kaynaklanır.
Bu karamsar tabloyu değiştirmek ve bir ekibi "kendini koruma" modundan çıkarıp gerçek bir "işbirliği" moduna geçirmek mümkündür. Kurumsal kültür ve çalışan bağlılığı programlarına mutlaka dahil edilmesi gereken, olumlu bakış açısını inşa eden iki temel uygulama bulunmaktadır.
Bu uygulamalardan ilki, pozitifliği teşvik eden bir ortam yaratmaktır. Ancak bu, sorunları görmezden gelen "toksik" bir iyimserlik anlamına gelmez. Gerçekçi olmak çok önemlidir. Liderler ve ekip üyeleri, mevcut sorunları ve zorlukları açıkça kabul etmelidir. Bununla birlikte, dikkati şu yapıcı sorulara yönlendirmek gerekir:
Yaşanan bu zorluğun içinde çıkarılabilecek olumlu ders nedir?
Hangi unsurlar bizim kontrolümüz altında?
Gerçekliği inkar etmeden, umudumuzu ve olumlu tavrımızı nasıl koruyabiliriz?
Bu yaklaşım, ekibin kriz anlarında bile çözüm odaklı kalmasını sağlar.
İkinci kritik uygulama ise proaktif problem çözme yaklaşımıdır. Sorunlar henüz kapıya dayanmadan, potansiyel riskleri öngörmek ve kararlı bir şekilde harekete geçmek gerekir. Ekiplerde kontrol hissini ve güveni en çok zedeleyen şey sorunların kendisi değil, o sorunlar karşısında sergilenen kararsızlıktır. Belirsizlik ve adım atamama hali, ekibin kendini çaresiz hissetmesine yol açar. Kararlı eylemler ise sorun ne kadar büyük olursa olsun ekibin kontrolü elinde tuttuğuna dair inancını tazeler.
Sonuç
İş hayatında beklentiler çoğu zaman kendi kendini gerçekleştiren kehanetlere dönüşür. Olumsuz beklentiler nasıl başarısızlığı ve iletişimsizliği doğuruyorsa, olumlu beklentiler de doğrudan olumlu sonuçlara zemin hazırlar. Bilinçli ve kasıtlı bir şekilde olumlu bakış açısı inşa ettiğinizde, ekibinizin savunma mekanizmalarından sıyrılıp, ortak hedefler etrafında kenetlenen, işbirliğine açık bir yapıya dönüştüğünü görebilirsiniz. Bu dönüşümü ölçmek de en az yaratmak kadar önemlidir. Kurumunuzda yapacağınız bir sonraki kurum kültürü veya çalışan anketinde, çalışanlara sadece mutlu olup olmadıklarını sormakla yetinmeyin. Onlara, gösterdikleri çabanın karşılık bulacağına ve bir işe yarayacağına inanıp inanmadıklarını sorun. Gerçek başarı, bu soruya verilen yanıtta gizlidir.
Daniel Goleman'ın paylaşım ve yazıları.








Yorumlar