top of page

Havacılıkta Zihinsel Toparlanma ve Emniyet

Bu yazı, havacılık operasyonları alanında saygın bir platform olan OPSGROUP’ta, 17 Ocak 2022 tarihinde "A Danger Club Chat" ekibi tarafından kaleme alınan ve yayımlanan “Getting Your Head Back in the Game” (Odağınızı Yeniden Kazanmak / Oyuna Geri Dönmek) başlıklı makaleden ilham alınarak hazırlanmıştır. Havacılık profesyonellerinin sıklıkla karşılaştığı ancak nadiren yüksek sesle konuştuğu insan faktörlerini, hata sonrası stresi ve psikolojik toparlanma süreçlerini ele alan orijinal metin, uçuş güvertesinde karşılaşılan zorluklara karşı son derece aydınlatıcı ve yapıcı bir perspektif sunmaktadır. Amacımız, bu değerli içgörüleri geliştirici ve sade bir dille detaylandırarak, uçuş emniyeti kültürüne olumlu bir katkı sağlamaktır.


Beklenmedik Anlar ve Gerçek Nedenler

Havacılık tarihi, öğrenilecek değerli derslerle doludur. Sadece teknik arızalar değil, aynı zamanda kokpit içerisindeki insan psikolojisinin olayları nasıl şekillendirdiği de emniyet açısından hayati bir öneme sahiptir. Bu bağlamda, 2017 yılında Moskova Domodedovo Havalimanı'na (UUDD) yaklaşmakta olan, içinde 422 yolcunun bulunduğu bir Airbus A380 uçağının yaşadığı ciddi olay, hepimiz için çarpıcı bir vaka çalışmasıdır.


Söz konusu olayda, uçak ilk yaklaşmasında yer seviyesinden (AGL) 395 feet'e kadar alçalmış, Geliştirilmiş Yere Yakınlık Uyarı Sistemi (EGPWS) ikazı almış ve mürettebat pas geçme (go-around) kararı uygulamıştır. Uçak nihayetinde üçüncü yaklaşmasında sorunsuz bir şekilde iniş yapmıştır. Olayı inceleyen 160 sayfayı aşkın resmi raporun büyük bir bölümü; uçuş yönetim sistemi (FMS) sıralamaları, konum sinyali uyuşmazlıkları, bilgisayar (FMC) sıfırlamaları ve rotadaki ara noktalar (waypoints) gibi Airbus'a özgü karmaşık teknik faktörleri analiz etmektedir.


Ancak konuya daha geniş bir açıdan bakıldığında, odaklanılması gereken asıl aşama, uçağın sorunsuz indiği son yaklaşma veya ilk hatanın yapıldığı an değil; başarısızlıkla sonuçlanan ve ekibin uçak konfigürasyonunu yeniden tam olarak sağlayamadığı ikinci yaklaşma girişimidir. Tüm o teknik analizleri bir kenara bırakıp, "Neden tam donanımlı, modern bir uçağa sahip deneyimli bir ekip böyle bir durumun içine sürüklendi?" sorusunu sorduğumuzda, karşımıza çıkan temel kök neden son derece insani ve basittir: Stres.


Mürettebatın ilk yaklaşmada yaşadığı olumsuz olayın yarattığı stres, onların zihinlerini meşgul etmiş ve bir sonraki adımda yapılması gerekenlere odaklanma yeteneklerini gölgelemiştir.


Zihinsel "Endişe Çorbası" ve Takılıp Kalma Tuzağı

Havacılık profesyonelleri, meslekleri gereği yüksek bir standartta çalışırlar ve kendi kendilerinin en acımasız eleştirmeni olma eğilimindedirler. Bir şeyler ters gittiğinde veya bir hata yapıldığında, insan beyni genellikle bu durumu bir an önce ardında bırakmayı reddeder. Yaşanan hataya takılıp kalma, o anın etkisinden çıkamama ve zihnin sürekli olarak "Bunu neden yaptım?" veya "Ne kadar büyük bir hata yaptım!" şeklinde kendini sorgulaması, hepimizin kariyerinde en az bir kez yaşadığı çok tanıdık bir histir.

Simülatör değerlendirmelerinde ilk manevrada yapılan küçük bir hatanın, seansın geri kalanında pilotun zihnini meşgul etmesi ve "Acaba sınavı geçemeyecek miyim?" düşüncesinin diğer performansları da olumsuz etkilemesi buna klasik bir örnektir. Sorun şudur ki; havacılık son derece dinamik bir süreçtir. Uçuş, siz yaptığınız bir hatayı düşünürken duraklamaz; zaman akmaya ve uçak ilerlemeye devam eder. Eğer zihnimizi hızla "az önce ne olduğuna" değil, "şu anda ne olduğuna" yönlendiremezsek, kendimizi ilk hatadan çok daha sıkıntılı bir durumun içinde bulabiliriz.


Pilotların detay odaklı yapısı, beyne bu hatayı irdeleme özgürlüğü verildiğinde durumu daha da karmaşıklaştırır. Öz eleştiri, zedelenmiş bir ego, arka planda beliren muhtemel yaptırım endişeleri ve geçmişe dönük pişmanlıklar birleştiğinde; zihnimizde kaynayan, sıcak bir "endişe çorbası" ortaya çıkar. Bu karmaşanın ve olumsuz hislerin, uçuşun geri kalan bölümlerine sızmasına izin vermek ise ciddi emniyet zafiyetlerine yol açabilir.


Fizyolojik Gerçeklik ve Zamanın Rolü

Stresli, korkutucu veya şaşırtıcı bir olayın ardından, insan fizyolojisinin de normale dönmesi belirli bir zaman alır. Bilimsel ve pratik gözlemler, yoğun bir olayın ardından kandaki adrenalin seviyesinin gerçekten normal seviyelere inmesinin yaklaşık 20 ila 30 dakika sürdüğünü göstermektedir. Uçuş kokpitinde uygulanan Standart Operasyon Prosedürleri (SOP), memory items ve yıllar boyunca yapılan tekrarlı pratikler, işte tam da bu fizyolojik tepkileri hızlıca kontrol altına alabilmek için tasarlanmıştır. Ancak tüm bu prosedürlere rağmen, beynimizin olan biteni kabullenmesi ve yeniden sağlıklı bir şekilde bir araya gelebilmesi için zamana ihtiyacı vardır. Zihniniz kokpitte değilse, tabiri caizse kokpit bomboştur.


Bir olaydan sonra yeniden toparlanmak ve ikinci bir yaklaşma için yeniden brifing yapmak adına ne kadar süre gerektiği, kişiye ve duruma göre değişmekle birlikte; pilotlar arasında yapılan gayriresmi değerlendirmelerde genel olarak 5 ila 10 dakikalık bir sürenin yeterli olabileceği ifade edilmiştir. Ancak bu süre, hatanın pilottan kaynaklanmadığı durumlar için geçerlidir. Eğer olayın içinde utanma duygusu, özgüven kaybı ve olası sonuçlardan duyulan endişe de varsa, zihni temizleyip yeniden işe koyulmak çok daha uzun bir süre gerektirebilir.


Oyuna Yeniden Dönmek: Zihinsel Odaklanma Adımları

Peki, böyle bir sarmalın içine düştüğümüzde, emniyet sınırları içerisinde kalmak için başımızı yeniden nasıl toplayabiliriz? Makale, bu süreci yönetebilmek için yapıcı ve pratik adımlar sunmaktadır:


1. Kabul Edin ve İlerleyin: Odağı yeniden kazanmanın en temel ve belki de en önemli adımı, bir şeylerin ters gittiğini veya bir hata yapıldığını kabullenmektir. Hatayı yüksek sesle dile getirmek, zihnin durumu rasyonalize etme sürecini başlatır. Kokpit içerisinde, "Evet, bu oldu. Ancak şimdi bunu yapmalıyız" demek, zihnin savunma mekanizmalarından (suçlu arama, bahaneler üretme) kurtulup, emniyet için kritik olan "şimdi ne yapılması gerektiği" aşamasına geçmesini tetikler. Ayrıca bu sözlü iletişim, kokpitteki diğer ekip üyesinin, yardımcı pilotun da o ana odaklanmasını, şaşkınlık evresinden çıkmasını ve sizinle aynı sayfada buluşmasını sağlar.


2. Olayı Park Edin ve Zaman Kazanın: Eğer hatayı veya olayı analiz edecek geniş bir zamanınız yoksa, durumu geçici olarak "park etmeniz" gerekir. Tüm bu düşünceleri, hisleri ve öz eleştiriyi zihninizde bir kenara koymalı, onu karıştırmayı bırakmalısınız. Olayı tamamen unutmak demek değildir bu; daha ziyade, uçuş bittikten sonra, sakin bir ortamda durumu tüm yönleriyle ve detaylıca değerlendireceğinize dair kendinize söz vererek, o an için mevcut operasyona odaklanmaktır.


3. Durumu Yeniden İnşa Edin: A380 vakasında, ekibin olayı tam olarak analiz etmeye vakti olmadığı için, uçağa ve muhtemelen kendilerine olan güvenlerini yitirdikleri ve durum farkındalıklarının zedelendiği görülmektedir. Bu noktada yapılması gereken, tıpkı bir windshear veya TCAS RA (çarpışma önleme sistemi) uyarısından sonra otomasyonu yeniden yapılandırdığımız gibi, zihinsel modelimizi ve durumsal farkındalığımızı da yeniden inşa etmektir. Bu yeniden inşa süreci, temellere dönerek yapılmalıdır: Yapılandırılmış SOP'lere sıkı sıkıya bağlı kalmak ve temel uçuş prensiplerini (ANC - Uçur, Seyrüsefer yap, İletişim kur) işletmek. Basit ve bilindik konulardan başlayarak adım adım güven tazelemek, zihninizi içinde bulunduğunuz anın gerçekliğine çok daha hızlı bir şekilde döndürür ve emniyetinizi sağlar.


Psikolojik Sağlamlık (Resilience) Geliştirmek

Tüm bu süreçleri kriz anında uygulayabilmek kolay değildir. Bu nedenle hazırlık, eğitim aşamasında başlamalıdır. Süreç basittir: Kendinize olan biteni idrak etmek için zaman tanıyın, olay üzerinde düşünmeyi uygun bir zamana erteleyin ve durumsal farkındalığınızı yeniden inşa ederek oyuna geri dönün. Ancak bu zihinsel çevikliği kazanabilmenin asıl yolu "Psikolojik Sağlamlık" (Resilience) inşa etmektir.


Psikolojik sağlamlık; zorluklardan kurtulma, esneklik gösterme, geri sekme ve zihinsel dayanıklılık kapasitesi olarak tanımlanır. Havacılık eğitimlerinde, tehdit ve hata yönetimi (TEM) brifingleri gibi teorik hazırlıklar faydalıdır, ancak gerçek dayanıklılık yalnızca beklenmedik ve hazırlıksız yakalanılan durumların bizzat tecrübe edilmesiyle gelişir.


Bu noktada eğitim paradigmalarının gözden geçirilmesi önemlidir. Simülatör eğitimlerinde genellikle "başarısızlık" üzerine yeterince düşünülmemektedir. Tamamen önceden yazılmış, standart senaryolardan (scripted sims) oluşan eğitim programları, pilotun bu dayanıklılığını ölçmekte yetersiz kalabilir. Ekiplerin "başarısız olmayı" ve ardından toparlanmayı öğrenebilmeleri için, eğitimlerin içerisine mutlak suretle bir "sürpriz unsuru" eklenmelidir.


Buradaki amaç, pilotları geçemeyecekleri imkansız senaryolarla (Kobayashi Maru testleri gibi) sınamak değildir. Amaç, pilotların karar verme yetilerini ve durum farkındalıklarını test eden, "İşler plana göre gitmiyor, şimdi ne yapacağız?" dedirten o kilit anları yaşatabilmektir. Simülatördeki görev başarısızlıkla sonuçlanmasa bile, bu beklenmedik şaşkınlık anı, beyni sıfırlama, zihni yeniden inşa etme ve diğer ekip üyesi (yardımcı pilot) ile yeniden koordine olma kaslarını geliştirecektir. Eğer anahtar kavram "Psikolojik Sağlamlık" ise, asıl sorulması gereken soru bunun uçuş ekiplerinde nasıl sistemli bir şekilde inşa edileceğidir.


Danger Club ve Gelişim Kültürü

Makalenin yayımlandığı kaynak olan ve pilotların bir araya geldiği "Danger Club", bu tür insani faktörlerin açık yüreklilikle tartışılabildiği, yapıcı ve yenilikçi bir inisiyatiftir. Standart ve bazen monotonlaşan toplantıların aksine bu kulüp, kendilerini "nerelerde hata yapabileceklerini anlamaya çalışan, yanılabilir insanlar" olarak tanımlayan profesyonellerden oluşur. Kulüp içerisindeki açık tartışmalar; kumandayı uçuşu yapan pilottan (PF) devralma dinamikleri, yardımcı pilotun (First Officer) kokpitte kendini ifade edebilmesi ve kendi sesini bulması, aşırı deneyimli kaptanların yaratabileceği psikolojik baskılar, otomasyona karşı manuel uçuş becerileri ve riske ne zaman fazla alıştığımız gibi çok kritik konuları kapsar.


Bu tür Psikolojik Güvenlik ortamları, pilotların zayıf yönlerini ve endişelerini paylaşmalarına olanak tanıyarak havacılık emniyetinin teorik kurallardan ibaret olmadığını, aynı zamanda insan zihninin karmaşıklığını anlamaktan geçtiğini kanıtlamaktadır.


Sonuç Olarak

A380 Moskova yaklaşması olayında da görüldüğü üzere, ilk yaklaşmadaki büyük hatanın teknik nedenlerini incelemek cazip görünse de, asıl ölümcül riskleri barındıran şey, ekibin ikinci bir yaklaşmayı sağlıklı bir şekilde yürütebilmek için gerekli zihinsel toparlanmayı gerçekleştirememiş olmasıdır.

Stres, havacılığın kaçınılmaz bir parçasıdır; önemli olan, zihnimizin bu strese yenik düşüp hatanın içinde hapsolmasına izin vermemektir.

Bir olay yaşandıktan sonra, "Zihnimizi oyuna nasıl geri döndürebiliriz?" sorusunu sormak ve bunun yöntemlerini bizzat pratik etmek, uçuş emniyeti kültürünün merkezinde yer almalıdır. Hataları birer yıkım olarak değil, psikolojik sağlamlığın inşa edilmesi ve daha iyi, daha emniyetli operasyonlar yürütülmesi için birer fırsat olarak görmek, modern havacılığın gelişimine verilecek en büyük katkıdır. Zihinsel dayanıklılığı yüksek, hatalarından ders alarak hızla "şimdi"ye odaklanabilen ve birbirini destekleyen uçuş ekipleri, sistemin en güçlü emniyet ağı olmaya devam edecektir.


Yararlanılan Kaynak

A Danger Club Chat. (2022, Ocak 17). Getting your head back in the game. OPSGROUP.

Eğitim, Danışmanlık ve Detaylı Bilgi için: info@anahtaregitim.com


  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Instagram
  • YouTube

©2021, Anahtar Eğitim

bottom of page