Kaptan Pilot Theresa Claiborne’un İlham Veren Dayanıklılık Hikayesi
- Eray Beceren

- 1 gün önce
- 3 dakikada okunur

Havacılık tarihi, genellikle büyük kutlamalarla anılan başarılarla doludur. Ancak bazı dönüm noktaları, sessizlik ve görünmez bir "yük" altında gerçekleşmiştir. Lilo Armandi'nin sunduğu podcast'te konuk ettiği Theresa Claiborne'un hikayesi, tam da böyle bir mücadeleyi; beklentilerin, sessizliğin ve başarısız olma lüksüne sahip olmamanın ağırlığını anlatmaktadır. 16 Eylül 1982'de ABD Hava Kuvvetleri (USAF) tarihinde pilot eğitimi alan ilk siyahi kadın olarak tarihe geçen Claiborne, bu unvanı yıllarca sessiz bir direnç ve üstün bir başarıyla taşımıştır.
Beklentilerin ve Standartların Ağırlığı
Theresa Claiborne'un hikayesi, daha çocukluk yıllarında annesinden aldığı önemli bir dersle şekillenmiştir. Annesi ona, sadece "iyi" olmanın yeterli olmadığını, kabul görmek için başkalarından "iki kat daha iyi" olması gerektiğini öğretmiştir. Bu öğreti, Claiborne'un hayatı boyunca taşıdığı bir zihniyet haline gelmiştir.
Hava Kuvvetleri'ne katılma süreci de fiziksel ve bürokratik engellerle başlamıştır. Pilot olmak isteyen Claiborne, 1.57 metre boyundaydı, ancak o dönemki asgari boy sınırı yaklaşık 1.62 metreydi. Başlangıçta bu durum için bir muafiyet alabileceği söylense de, eğitim üssüne vardığında kısa boylu birinin karıştığı bir kaza nedeniyle artık muafiyet verilmediğini öğrenmiştir. Ancak pes etmeyen Claiborne, yeniden ölçüme girdiğinde ayak parmaklarının ucunda yükselerek 1.62 metre sınırını geçmiş ve gerekli onayı almayı başarmıştır.
Sessiz Bir Devrim
Claiborne, pilot eğitimine başladığında kadınlar için ayrılan kontenjanın çok sınırlı olduğu (yılda sadece 10, sonrasında 30 kadın) bir dönemde, 1981 yılında eğitime kabul edilmiştir. Mezuniyetine sadece üç hafta kala, sınıfındaki bir arkadaşının uyarısıyla ABD Hava Kuvvetleri tarihindeki "ilk siyahi kadın pilot" olacağını öğrenmiştir. Bu bilgiyi eğitimin sonuna kadar bilmemesi, üzerindeki baskıyı yönetebilmesi açısından kendisi için bir şans olmuştur; aksi takdirde tüm siyahi kadınları temsil etme yükü çok daha ağır olabilirdi.
Ancak bu tarihi başarı, komuta kademesi tarafından görmezden gelinmiştir. Claiborne'un anlatımına göre, üs komutanı onun diğer mezunlardan daha önemli olmadığını belirterek basının ilgisini engellemiş ve törenin sessiz sedasız geçmesini sağlamıştır. Ebony dergisi gibi yayınlar röportaj yapmak istese de üsse girmelerine izin verilmemiştir. Bu durum, Claiborne'un başarısının kasıtlı olarak "küçümsendiği" hissini yaratmış ve o da bu durumu içselleştirerek başarısından bahsetmemeyi, sadece işini en iyi şekilde yapmayı seçmiştir.
Engeller ve Sivil Havacılık Kariyeri
Hava Kuvvetleri'nde KC-135 tanker uçaklarını uçuran Claiborne, burada da ayrımcılıkla karşılaşmıştır. Yetenekli ve başarılı bir pilot olmasına rağmen, terfi ve "uçak komutanı" (aircraft commander) veya "eğitmen pilot" olma sıralarında, kendisinden daha az kıdemli veya o sırada liyakati daha düşük beyaz erkek meslektaşlarının öne geçirildiğine tanık olmuştur,. Bu haksızlıklar sonucunda, aktif görevden ayrılarak rezerv kadrosuna geçmeye ve sivil havacılığa yönelmeye karar vermiştir.
1990 yılında United Airlines'ta işe başlayan Claiborne, burada 34 yılı aşkın bir süre görev yapmış ve Boeing 787 kaptanı olarak Mayıs 2024'te emekli olmuştur. United Airlines'ta da uzun süre kimliğini ve tarihi önemini ön plana çıkarmadan sessizce çalışmıştır. Ancak kariyerinin sonlarına doğru, şirket içindeki siyahi çalışan grupları onun yaşayan bir tarih olduğunu fark etmiş ve hak ettiği değeri görmeye başlamıştır.
Kişisel Fedakarlıklar ve Miras
Claiborne'un taşıdığı yük sadece mesleki değildi; aynı zamanda ailesine karşı derin bir sorumluluk duygusu da taşıyordu. "En yakınım" dediği kardeşi Morris, 2010 yılında geçirdiği bir felç sonucu konuşma yetisini kaybetmiş ve felçli kalmıştır. Claiborne, annesiyle birlikte yaklaşık 10 yıl boyunca kardeşinin bakımını üstlenmiş, uçuş kariyeri ile hasta bakımı arasında mekik dokumuştur. Bu süreçte edindiği tıbbi bilgi ve dikkat, hastanede kardeşine yanlış ilaç verilmesini önleyecek kadar gelişmiştir. Bir doktorun ona problem çözme yeteneğinin havacılık modeline dayandığını söylemesi, mesleki disiplininin hayatının her alanına yansıdığının bir kanıtıdır.
Sonuç: Yükü Bir Hediye Olarak Görmek
Emekliliği sırasında ve sonrasında aldığı ödüller (Women in Aviation International Hall of Fame gibi) ve gördüğü ilgi, Claiborne'un yıllarca sessizce taşıdığı yükün artık görünür olmasını sağlamıştır. Lilo Armandi'nin "Taşıdığın yük bir eziyet mi yoksa bir hediye mi?" sorusuna Claiborne, bunun bir "hediye" olduğu yanıtını vermiştir.
Theresa Claiborne, "ilk" olmanın getirdiği zorluklara ve yalnızlığa rağmen, kendisinden sonra gelecekler için kapıyı aralık bırakmayı başarmıştır. Onun hikayesi, sadece bir uçağı uçurmak değil; önyargıları yıkmak, aileye sahip çıkmak ve sessizce devrim yapmak üzerine kurulu bir dayanıklılık örneğidir. Kendi deyimiyle, "Ben kalifiyeyim" diyerek varlığını kanıtlamak zorunda kalmak yorucu olsa da, bu duruşu havacılık dünyasında silinmez bir iz bırakmıştır.
Kaynak: Lies My Ego Told Me Podcast, Bölüm 17: "I can Carry the Weight, with Theresa Claiborne" Sunucu: Lilo Armandi











Yorumlar