Ticari pilot eğitim sistemi yanlış yolda mı ilerliyor?
- Eray Beceren

- 4 May
- 5 dakikada okunur

Havacılık endüstrisi, sürekli gelişen teknolojiler ve değişen operasyonel dinamiklerle birlikte eğitim yaklaşımlarını da sürekli olarak güncellemektedir. Norman MacLeod tarafından Mayıs 2025 tarihinde LinkedIn platformunda kaleme alınan "Is commercial pilot training on the wrong track?" (Ticari pilot eğitimi yanlış yolda mı?) başlıklı makale, günümüz pilot eğitim programlarına, özellikle de Kanıta Dayalı Eğitim (Evidence-Based Training - EBT) ve Yetkinliğe Dayalı Eğitim ve Değerlendirme (Competency-Based Training and Assessment) yaklaşımlarına son derece yapıcı, eleştirel ve geliştirici bir ayna tutmaktadır. MacLeod’un bu değerli serisi, havacılık eğitiminin temel prensiplerini sorgulayarak daha sağlam, gerçeğe uygun ve operasyonel emniyet odaklı bir sistemin nasıl inşa edilebileceğine dair ufuk açıcı tespitler sunmaktadır. Norman MacLeod'un bu görüşlerini uzun süredir tanıdığım 5 Emekli Pilot - SFI dostumla paylaştım ve görüşlerini aldım. Önce MacLeod'un görüşlerini sonra da değerli hocalarımızın görüşlerini paylaşmak isterim.
Bu makale, MacLeod’un orijinal tespitlerinden yola çıkarak, havacılık eğitiminde "kanıt", "yetkinlik" ve "değerlendirme" kavramlarını yeniden ele almayı ve pilot eğitimini daha ileriye taşıyacak yapıcı adımları vurgulamayı amaçlamaktadır.
Kanıta Dayalı Eğitimde (EBT) Gerçek "Kanıt" Nerededir?
MacLeod'un analizinin başlangıç noktası, Kanıta Dayalı Eğitim (EBT) kavramının etrafındaki popüler söylemlerdir. Yazar, EBT'nin sıklıkla yeni bir paradigma veya veri odaklı bir sistem olarak tanımlandığını, ancak uygulamada bu iddiaların tam olarak karşılık bulamadığını ifade etmektedir. Pilotların yenileme (recurrent) eğitimleri için daha ilgili ve amaca uygun bir model tasarlama fikri özünde son derece doğru ve desteklenmesi gereken bir yaklaşımdır. Ancak temel sorun, "kanıt" kelimesinin nasıl kullanıldığı ve "yetkinlik" kavramının nasıl yorumlandığıdır.
Mevcut sistemdeki kanıtlar, genellikle geçmişte ne olduğuna odaklanan büyük veri setlerinin (örneğin IATA Veri Raporu) retrospektif (geçmişe dönük) analizlerinden elde edilmektedir. Eski nesil, sadece belirli manevralara odaklanan eğitim setlerinin yerine geçmiş verilerden elde edilen senaryoların konulması bir ilerleme olsa da, geçmişe bakarak gelecekteki risklere karşı hazırlıklı olmak her zaman mümkün olmayabilir. IATA verileri iyi bir başlangıç noktası sunsa da, havacılık endüstrisinin "herkese uyan tek tip" (one size fits all) bir yaklaşımdan uzaklaşması gerekmektedir.
Çünkü farklı uçuş operasyonları pilotlara tamamen farklı talepler sunar; uzun menzilli geniş gövdeli bir uçağı uçurmak ile helikopterle tomruk taşıma operasyonları yapmak aynı şey değildir. Geliştirici ve gerçekçi bir eğitim modeli için ihtiyaç duyulan asıl "veri", geçmişte değil bizzat gerçek çalışma dünyasındadır. Hava yolları, ekiplerin günlük operasyonlarda karşılaştıkları durumları başlangıç noktası olarak almalı, şirketlerin Emniyet Yönetim Sistemleri (SMS) ve hazard logs aktif olarak kullanılmalıdır. Böylece operasyonel talepler daha net haritalandırılabilir ve operasyonel emniyet en üst düzeye çıkarılabilir.
Eğitmenlerin Gelişimi: Sistemin En Güçlü Fırsatı
EBT'nin havacılık eğitimine kattığı en tartışılmaz ve olumlu değerlerden biri, eğitmenlerin daha sağlam ve donanımlı bir şekilde yetiştirilmesi gerektiği gerçeğini ön plana çıkarmasıdır. MacLeod, sektörde adından efsane olarak bahsedilen, rutin bir hat uçuşunu bile büyük bir öğrenme fırsatına dönüştürebilen nadir eğitmenlerin varlığından bahsetmektedir. Hedef, bu efsanevi eğitmenlerin sayısını artırmak ve tüm eğitmen kadrosunun beceri seviyesini genel anlamda yükseltmektir. Bu olumlu yaklaşım, sistemin sadece prosedürlerden değil, bilgiyi aktaran yetkin insan kaynağından da beslendiğini göstermektedir.
Nitelik mi, Yetkinlik mi? Kavramsal Bir Netleşme
Eğitim ihtiyaçlarını geçmiş verilerden ziyade operasyonel taleplere göre belirledikten sonraki en büyük zorluk, eğitim müdahalelerini tasarlamak ve ekiplerin amaca uygunluğunu doğrulamaktır. MacLeod, sektörün "belirli aralıklarla sabit manevralar" modelini reddedip yerine "belirli aralıklarla biraz daha değişken manevralar" modelini koyarak kavramsal bir karmaşaya düştüğünü yapıcı bir dille eleştirmektedir.
Mevcut sistemde, tanımlanmış toleranslar içinde bir cihazı (simülatörü veya uçağı) kontrol etme becerisi, "yetkinlikler" (competencies) sergilemek olarak adlandırılmaktadır. Oysa aktif olarak çalışan bir pilotun uçağı uçurabilmesi, sistemleri işletebilmesi ve kuralları uygulayabilmesi birer "yetkinlik" değil, işe girebilmek için gereken temel ön koşullar, yani "niteliklerdir" (qualifications). Geleneksel test kavramları bu nitelikleri ölçmek için zaten yeterlidir.
Gerçek "yetkinlik" (competence) ise, bir pilotun bilgi ve becerisini operasyonel taleplerle başa çıkmak için nasıl uyguladığıyla ilgilidir. Uçuş ortamının doğasında var olan değişkenlik; görev yönetimi (task management) ve problem çözme becerilerini zorunlu kılar. Gerçek yetkinlik kendini bu alanlarda gösterir. Buna ek olarak "iş birliği" (collaboration) de hayati bir unsurdur. Tek pilotlu operasyonlarda bile üçüncü şahıslarla etkileşim vardır; çok mürettebatlı uçuşlarda ise kaptan ve yardımcı pilot arasındaki uyumlu iş birliği operasyonel emniyetin temel taşıdır. Dolayısıyla eğitim programları, temel uçuş becerilerinin ötesine geçerek görev yönetimi, problem çözme ve iş birliği gibi gerçek operasyonel yetkinliklere odaklanacak şekilde zenginleştirilmelidir.
Değerlendirme Süreçleri: Ölçümleme mi, Sınıflandırma mı?
Eğitimin amacı kadar, başarının nasıl değerlendirileceği de kritik bir gelişim alanıdır. MacLeod, değerlendirmeyi iki farklı boyutta ele almaktadır: Temel (initial) pilot eğitimi ve istihdam edilen (line) pilotların değerlendirilmesi. Temel eğitim, dışsal bir referansa (akreditasyon standartlarına) karşı elde edilen başarıyı ölçer; burada adayın henüz operasyonel tecrübesi olmadığı için gerçek anlamda bir "yetkinlikten" söz etmek doğru değildir.
Asıl odaklanılması gereken konu, istihdam edilmiş pilotların değerlendirilmesidir. Bu süreçte adayları metrik olarak "ölçmekten" ziyade, performanslarını amaca uygun şekilde "sınıflandırmaktayız". Örneğin, pilotun performansının yasal düzenlemelere ve şirket standartlarına uygun (legal) olup olmadığını veya adayın daha fazla gelişime ihtiyaç duyup duymadığını belirleriz. Bu sınıflandırma kararına varmak için sürekli bir davranış akışı gözlemlenir ve içinden önemli eylemler veya söylemler çıkarılır.
MacLeod'un bu noktadaki en çarpıcı ve yapıcı uyarısı, 70'ten fazla "Gözlemlenebilir Davranış" (Observable Behaviour - OB) maddesinin tek tek takip edilip sayılması fikrinin işlevselliğine yöneliktir. Orijinal makalede verilen yaratıcı bir örneğe göre; bir grup arkadaşınızla bir araya gelip 70'ten fazla OB'den birini rastgele seçip, o davranışı baştan sona eksiksiz canlandırmaya çalışırsanız (oyunlaştırma), en ufak bir detayı atladığınızda tanımlı davranış teknik olarak "gözlemlenmemiş" sayılacaktır. Bu durum, değerlendirme sürecinin doğasını mekanikleştirmektedir. Değerlendirme problemini yapıcı bir şekilde çözmek için, veri toplama araçlarının tüm değerlendiriciler (eğitmenler) tarafından tutarlı, kullanışlı ve standart bir şekilde uygulanabilir hale getirilmesi şarttır.
Sonuç: Daha Emniyetli Bir Gelecek İçin Birlikte Gelişim
Sonuç olarak, MacLeod'un ufuk açıcı değerlendirmeleri ticari pilot eğitiminin tamamen yanlış yolda olduğunu değil, sahip olduğu muazzam potansiyeli gerçekleştirebilmesi için ince bir rota ayarına ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Geçmiş verilerin sınırlamalarından kurtulup gerçek dünyadaki şirket Emniyet Yönetim Sistemi (SMS) verilerine dayanan, temel nitelikler ile gerçek yetkinlikler (görev yönetimi, problem çözme, iş birliği) arasındaki farkı netleştiren ve uygulanabilir değerlendirme araçları sunan bir eğitim modeli, havacılık endüstrisini çok daha ileriye taşıyacaktır. Eğitmen kalitesini artırma vizyonuyla birleştiğinde, geleceğin kokpitleri çok daha donanımlı, esnek ve operasyonel emniyeti yüksek ekiplerle dolacaktır.
Norman MacLeod'un eleştirileri ve saptamaları doğrultusunda kurum eğitim yöneticilerine yönelik öneriler şu şekilde sıralanabilir:
Geçmiş Veriler Yerine Operasyonel Gerçeklere Odaklanın: Eğitim ihtiyaçlarını belirlerken yalnızca geçmişe dönük IATA raporları gibi jenerik verileri temel alan "herkese uyan tek tip" yaklaşımlardan kaçının. Bunun yerine pilotların gerçek dünyada karşılaştığı durumlara odaklanın; eğitim stratejinizi şirketinizin Emniyet Yönetim Sistemi (SMS) verilerini ve tehlike kayıtlarını (hazard logs) inceleyerek kurgulayın.
Temel Nitelikler ile Gerçek Yetkinlikleri Birbirine Karıştırmayın: Uçağı uçurabilme, sistemleri işletebilme ve kuralları uygulayabilme becerileri "yeterlilik" değil, zaten istihdam için gereken temel "niteliklerdir". Eğitiminizi, gerçek yeterliliğin kendini gösterdiği "görev yönetimi", "problem çözme" ve "iş birliği" becerilerini geliştirecek şekilde yeniden yapılandırın.
Eğitmenlerin Kalitesini Yükseltin: Sıradan hat uçuşlarını bile büyük bir öğrenme fırsatına çevirebilen yetkin eğitmenler yetiştirmek için onların gelişimine öncelik verin ve tüm eğitmen kadronuzun genel beceri seviyesini artırın.
Değerlendirmeyi Bir "Davranış Sayma" Sistemine Dönüştürmeyin: Pilot değerlendirmelerinde 70'ten fazla Gözlemlenebilir Davranışı (OB) mekanik bir şekilde tek tek sayma ve izleme çabasından uzak durun.
"Ölçmek" Yerine Anlamlı "Sınıflandırmalar" Yapın: Görevdeki pilotları değerlendirirken onları sayısal olarak ölçmek yerine; davranışlarını, eylemlerini ve performanslarını yasal standartlara "uygun" veya pilotun "gelişime ihtiyacı var" şeklinde genel kategorilere ayırarak değerlendirin.
Değerlendirme Araçlarını Standartlaştırın: Değerlendirme problemini çözmek için, veri toplama araçlarının tüm değerlendiriciler tarafından tutarlı, kullanışlı ve standart bir şekilde uygulanabilir olmasını sağlayın.
Kaynakça
MacLeod, N. (2025, May). Is commercial pilot training on the wrong track? LinkedIn.






Yorumlar