Yüksek Performansın Sosyal ve Duygusal Temelleri
- Eray Beceren

- 9 saat önce
- 2 dakikada okunur

Vanessa Urch Druskat'ın uzun yıllara dayanan araştırmaları, iş dünyasındaki en büyük mitlerden birini yıkarak başlar: Yüksek performanslı bir takım kurmak, sadece en zeki ve en yetenekli insanları bir araya getirmekten ibaret değildir. "Takımlar sadece insandır" (Teams are only human) önermesi, takımların teknik birimler değil, üyelerinin sosyal ve duygusal ihtiyaçları tarafından yönlendirilen karmaşık sistemler olduğunu vurgular.
Virtüözler Yanılgısı ve Sistem Yaklaşımı
Birçok lider, "yıldız" çalışanları bir odaya topladığında mucizeler bekler; ancak araştırmalar, bireysel zekâ ve yeteneğin takım başarısını öngörmede zayıf kaldığını göstermektedir. Druskat'a göre takımlar birer sistemdir ve bu sistemin başarısını belirleyen şey bireylerin tekil yeteneklerinden ziyade, etkileşimlerinin kalitesidir. Etkileşimler ise doğası gereği duygu yüklüdür; her sosyal temas bir duygu alışverişini içerir. Bu nedenle, duygusal zekayı sadece "nazik olmak" değil, duyguları tanımak ve onları birer veri olarak kullanmak şeklinde tanımlamak gerekir.
İnsanın Sosyal İhtiyaçları ve Beynin Tepkisi
İnsan beyni, milyonlarca yıllık evrim süreci boyunca sosyal gruplar içinde hayatta kalacak şekilde şekillenmiştir. Bir birey takıma girdiğinde, beyni otomatik olarak iki şeyi tarar: Fırsatlar ve tehditler.
Temel İhtiyaçlar: Her takım üyesinin içgüdüsel olarak ait olma, tanınma, değer görme ve desteklenme ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaçlar karşılandığında beyin "ödül merkezini" aktive eder ve dopamin salgılayarak kişiyi iş birliğine motive eder.
Sosyal Tehditler: Beynimiz saygısızlık veya dışlanma sinyallerine karşı aşırı duyarlıdır. Sosyal dışlanma hissi, beyinde fiziksel acı ile aynı merkezleri uyarır. Eğer bir çalışan kendini görünmez veya değersiz hissederse, beyni "savunma moduna" geçer; bu da bilişsel kapasiteyi daraltır ve kişinin en iyi fikirlerini paylaşmak yerine kendini korumaya odaklanmasına neden olur.
Motivasyonun Kaynağı Olarak Duygular
"Takımlar sadece insandır" yaklaşımı, duygu olmadan motivasyonun olmayacağını savunur. Liderler genellikle rasyonel işlemlere (maaş karşılığı iş) odaklansa da, günlük çabayı belirleyen şey ekip üyelerinin birbirine karşı hissettiği güvendir. Üyelerin birbirine karşı özen göstermesi (caring), takımı zor zamanlarda bir arada tutan bir "güvenli taban" oluşturur. Bu sosyal sermaye inşa edilmediğinde, en yetenekli insanlar bile sessizce geri çekilir (quiet quitting) veya yeteneklerini takımdan saklamaya başlar.
Normların Gücü: Kasıtlı Bir Kültür İnşası
Takımların insani doğasını yönetmenin yolu, ortak normlar ve rutinler oluşturmaktır. Normlar, "burada işler böyle yürür" dedirten alışkanlıklardır. Yüksek performanslı takımlar, üyelerinin sosyal ihtiyaçlarını karşılayan normları (birbirini anlamak, saygı göstermek, sorunları proaktif çözmek gibi) şansa bırakmaz, onları kasıtlı olarak tasarlar. Davranışları değiştirmek zordur; ancak takımın etkileşim rutinlerini değiştirmek, takımı "insani bir sistem" olarak iyileştirmenin en hızlı yoludur.
Özetle; takımlar sadece teknik becerilerin toplamı değil, üyelerinin birbirini ne kadar tanıdığı, saydığı ve desteklediğiyle yaşayan organizmalardır. Bir takımı performansın zirvesine taşıyan şey, üyelerinin teknik "A+" yetenekleri değil, aralarındaki etkileşimin yarattığı "A+" çalışma ortamıdır.
Bir takımı son model bir spor arabanın motoruna benzetebiliriz. Her bir parça (çalışan) dünyanın en iyi malzemesinden yapılmış olsa bile, eğer parçalar arasındaki sürtünmeyi azaltan yağ (duygusal zekâ ve güven normları) eksikse, motor hızlanmak yerine aşırı ısınır ve sonunda kilitlenir. Takım üyeleri sadece teknik birer dişli değil, o dişlilerin birbirine tam uyumla dönmesini sağlayan sosyal birer kaynaktır.
Kaynaklar
Druskat, V. U. (2025). The Emotionally Intelligent Team: Building Collaborative Groups that Outperform the Rest. Harvard Business Review Press.
Goleman, D. (2025, Temmuz 23). The Emotionally Intelligent Team. LinkedIn.











Yorumlar