Havacılık Emniyetinde Dil Faktörlerinin Anlaşılması ve Yapıcı Bir Yaklaşımla Geliştirilmesi
- Ayça Mumkule & Eray Beceren

- 8 saat önce
- 5 dakikada okunur

Uluslararası Havacılık Emniyeti Soruşturmacıları Derneği’nin (ISASI) "Soruşturma Yoluyla Geliştirilmiş Emniyet" mottosu, havacılık emniyetini tehdit eden unsurların belirlenmesinde kaza soruşturmacılarının ne kadar hayati bir rol oynadığını güçlü bir şekilde vurgular. Bu doğrultuda hazırlanan ve havacılık sektörüne ışık tutan değerli çalışmalardan biri de Prof. Dr. Markus Bieswanger, Doç. Dr. Elizabeth Mathews ve Emekli Kaptan Pilot/ Soruşturmacı Enrique "Rick" Valdes tarafından kaleme alınmış olan "Dil ve Diğer İletişim Faktörlerinin Soruşturulmasının Desteklenmesi" başlıklı makaledir. 30 Eylül - 2 Ekim 2025 tarihleri arasında Denver, Colorado'da düzenlenen ISASI 2025 konferansında sunulan bu kıymetli teknik bildiri, iletişim kavramını havacılık endüstrisi için yapıcı ve geliştirici bir yaklaşımla ele almaktadır. Bu makalenin temel amacı, havacılık sistemlerini cezalandırmak veya hataları yargılamak değil, aksine havacılık kazalarından dersler çıkararak emniyeti sürekli olarak ileriye taşımak için uygulamalı dilbilimin sunduğu araçlardan faydalanmaktır.
Havacılık emniyeti alanında insan faktörleri her zaman kritik bir role sahip olmuştur; ancak dil ve iletişim becerilerine bu denli spesifik bir odaklanma görece daha yeni ve oldukça umut verici bir gelişmedir. Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) tarafından getirilen dil yeterliliği gereksinimleri, bu konudaki farkındalığın artmasında dönüm noktası olmuş ve havacılık profesyonellerinin iletişim yetkinliklerini geliştirmeleri için teşvik edici bir zemin hazırlamıştır.
Havacılık Emniyetinde İletişimin ve Dilin Çok Boyutlu Doğası
Havacılık dünyasında dil, sadece telsiz iletişimi ile sınırlı olmayan, çok daha derin ve kapsamlı bir insan faktörüdür. ICAO'nun standartlaştırılmış ifadeleri (phraseology) açık, kısa ve net iletişim sağlamayı hedeflese de, gerçek hayattaki operasyonel kullanımda dil, önemli ölçüde çeşitlilik ve karmaşıklık barındırır. Operasyonların sorunsuz yürümesi, sadece ezberlenmiş kalıpların kullanılmasına değil, aynı zamanda etkili "yalın dil" (plain language) kullanımına da dayanır. Örneğin, ünlü Tenerife kazasında yanlış anlaşılmaya yol açan unsur standart bir terminoloji hatasından ziyade, yalın dilin operasyonel bağlamda etkisiz kullanımıydı. Bu gibi olaylar, bizlere iletişim eğitimlerinin sadece kalıpları değil, durumsal farkındalığı besleyecek dil pratiklerini de içermesi gerektiğini göstermektedir.
Sadece sözlü iletişim değil, okuma yeterliliği de havacılık emniyeti için çok büyük bir gelişim alanıdır. Uçak ve bakım kılavuzları, kontrol listeleri (check-lists) ve prosedürler çoğunlukla İngilizce olarak yayımlanmaktadır. Ancak, dünya genelindeki havacılık profesyonellerinin büyük bir kısmının ana dili İngilizce değildir. Geçmişteki kaza raporlarında dil faktörlerine resmi olarak yer verilmese de, örneğin 1996 yılında yaşanan ValuJet kazasında; oksijen tüplerinin taşınmasıyla ilgili talimatların yalnızca İngilizce olduğu ve yer personelinin %70'inin İngilizceyi birinci dil olarak konuşmadığı gözlemlenmiştir. Bu durum, metinlerin ve talimatların, İngilizceyi ikinci dil olarak okuyan devasa uluslararası havacılık topluluğunun kolayca anlayabileceği şekilde tasarlanmasının ne kadar büyük bir emniyet potansiyeli taşıdığını bizlere gösterir. Ayrıca, İngilizce dilinde verilen temel ve yenileme uçuş eğitimlerinde yeterli düzeyde dinleme ve okuma becerisine sahip olunması, karmaşık uçak sistemlerinin operasyonel olarak tam anlamıyla kavranabilmesi için hayati bir destektir.
Soruşturmacıların Karşılaştığı Engeller ve Fırsatlar
Havacılık emniyeti soruşturmacıları, olayları incelerken dil faktörlerini göz ardı etmek niyetinde değillerdir; ancak bu faktörleri derinlemesine analiz edebilmeleri için uygun araçlara ve destek mekanizmalarına ihtiyaç duyarlar. En büyük engellerden biri, dil faktörlerinin uçuş emniyeti üzerindeki etkilerine dair sektördeki genel farkındalığın sadece pilot-kontrolör iletişimi ile sınırlı kalması, bakım veya yer hizmetleri gibi alanlara yeterince yayılmamış olmasıdır.
İnsan faktörleri ve iletişim doğası gereği son derece karmaşıktır. Bu karmaşıklık nedeniyle, çoğu zaman olay raporlarında yaşanan sorunlar sadece "iletişim" şemsiyesi altına alınmakta, sorun spesifik olarak tanımlanamamaktadır. Sıklıkla "standart olmayan terminoloji kullanımı" veya "dil bariyeri" gibi yüzeysel etiketlemeler yapılmaktadır. Oysa havacılık endüstrisine değer katacak yaklaşım, uygulanan bir insan faktörü modelinin içinde dil faktörlerinin iletişimdeki rolünü tutarlı ve açık bir şekilde betimlemektir. Eldeki veriler eksiksiz bir bulgu (finding) olarak rapora yansıtıldığında, pilotun yaşı, deneyimi veya yorgunluğu gibi, dil de emniyet artırıcı bir öğrenme aracı haline gelecektir.
Öğretici Bir Vaka İncelemesi: 2005 B-737 Hipoksi Olayı
Kazalardan alınacak dersleri maksimize etmenin en iyi yollarından biri, geçmiş vakaları yapıcı bir gözle yeniden değerlendirmektir. 2005 yılında Larnaka, Kıbrıs'tan kalkan ve maalesef mürettebatın hipoksi etkisine girmesiyle sonuçlanan B-737 kazası, iletişim ve dil boyutunda çok önemli gelişim fırsatlarına işaret etmektedir.
Olay sırasında, uçak 12.040 feet irtifaya tırmanırken irtifa uyarı ikazı (terrain warning) alınmıştır. Ancak bu ikaz, kalkış konfigürasyon ikazı ile aynı sese sahiptir ve pilotlar bu ikazı irtifa sorunu olarak algılamamıştır. Kaptan, sorunun kaynağını anlamak için dispeçer ve teknisyen ile sekiz dakika süren bir telsiz görüşmesi yapmıştır. Soruşturmacılar, hipoksinin etkilerinin yanı sıra mürettebatın yeterli Ekip Kaynak Yönetimi (CRM) ilkelerini uygulayamamasını kazanın gizli bir nedeni olarak belirlemişlerdir. Resmi rapora "dil zorluklarının, uçak tırmanmaya devam ederken sorunun çözümünü uzattığı" açıkça yansımıştır.
Bu operasyonda iletişim ve kılavuzların dili İngilizceydi ve şirketin uçuş emniyet el kitabı da İngilizce yazılmıştı. Telsiz kayıtlarına göre kaptan, Alman aksanıyla İngilizce konuşuyordu ve İngiliz olan teknisyen tarafından anlaşılmakta zorluk çekilmişti. Kaptanın, teknisyene mesajını net bir şekilde iletemediği ve uçuşun o safhasında çalmaması gereken "kalkış konfigürasyon ikazı" ifadesini kullandığı kayıtlara geçmiştir. Ayrıca kaptan, teknisyenin "basınçlandırma mod seçicisinin AUTO konumunda olduğunu teyit et" şeklindeki doğrudan talimatına hiçbir yanıt verememiştir.

Olayın resmi soruşturması son derece yetkin bir şekilde yürütülmüş olsa da, bugün dilbilim alanının sunduğu yeni araçlarla bu vakaya bakıldığında emniyet adına şu yapıcı sorular sorulabilir: Raporlarda kaptanın veya yardımcı pilotun birinci ana dili neden spesifik olarak belgelenmemiştir? Bir Alman kaptan, Kıbrıslı bir yardımcı pilot ve İngiliz bir teknisyen arasındaki etkileşim, kültürel ve dilsel çeşitliliğin yoğun olduğu bir ortamdır. Sadece "aksan" sorunu olarak nitelendirilen durum; belki bir telaffuz sorunu, kelime bilgisi (vocabulary) eksikliği, hafıza problemi veya spesifik olarak dinleme/anlama kapasitesindeki bir düşüşten kaynaklanmış olabilir. Stres ve hipoksinin başlangıç etkileri duyma yetisini bozmuş olabileceği gibi, karmaşık İngilizce ifadelerin yabancı dil olarak çözümlenme sürecini de (dinlediğini anlama) zayıflatmış olabilir. Üstelik, kabin basınçlandırma mod seçicisini kontrol etmeyi gerektiren İngilizce üç ayrı kontrol listesinin (checklist) atlanmış olması, stresi yüksek anlarda okuduğunu anlama (reading) yeterliliğinin de bir faktör olabileceğini düşündürmektedir.
Eğer iletişim sorunları bir kazada gizli (latent) veya katkıda bulunan bir faktör olarak belirleniyorsa, CRM'in yetersiz kalmasının temelinde dil kullanımının olup olmadığını sormak havacılık emniyeti için büyük bir kazanımdır. İletişim yetersizliği üzerinden yazılacak 50'den fazla resmi kaza bulgusu arasına, açıkça dil faktörlerini de dahil etmek; sorunun üzerini örtmek yerine doğrudan kök nedene odaklanmayı ve eğitimleri bu yönde pozitif olarak iyileştirmeyi sağlar.
Geleceğe Dönük Çözümler ve Uygulamalı Dilbilimin Katkısı
Endüstrinin bu konudaki bilincini artırmak, havacılık camiasına eşsiz bir gelişim fırsatı sunar. Uygulamalı dilbilim, uçuş operasyonlarında dilin yapıcı bir şekilde analiz edilmesini sağlamak için kaza soruşturmacılarına ve havayollarına pratik araçlar sunmaktadır. Mathews, Valdes ve Bieswanger gibi uzmanlar tarafından yakın zamanda geliştirilen "Havacılıkta İletişim Faktörleri Taksonomisi" (Taxonomy of Communication Factors in Aviation) ve "Dil Bilgi Kontrol Listesi" (Language Information Checklist), havacılık profesyonellerini korumayı ve süreçleri standartlaştırmayı amaçlayan harika sistemlerdir.

Soruşturmacılar, bu taksonomiyi kullanarak yaşanan bir iletişim kopukluğunun kelime hazinesinden mi, aksan veya telaffuzdan mı, dinleme anlama hızından mı yoksa okuma güçlüğünden mi kaynaklandığını tam ve adil bir şekilde tespit edebilirler. Böylelikle, elde edilen bulgular yalnızca bir tespitten ibaret kalmaz, aynı zamanda doğrudan eğitim müfredatlarına, kılavuzların sadeleştirilmesine ve operasyonel prosedürlerin iyileştirilmesine yönelik "uygulanabilir ve düzeltici eylemlere" dönüşür.
Sonuç
Havacılık emniyeti, sınırları sürekli olarak genişletilmesi gereken dinamik bir yapıdır. Kazalardan ve olaylardan çıkarılan dersler, emniyet değişimlerinin birincil itici gücü olmaya devam etmektedir. Dilin havacılık iletişimindeki tartışılmaz merkezi rolü, artık sadece radyo konuşmalarının ötesine geçerek, düz dil kullanımını, kılavuz okuma becerilerini, farklı ana dillere sahip ekipler (kaptan, yardımcı pilot, teknisyen, kabin ekibi) arasındaki etkileşimi kapsayan bütüncül bir anlayışla ele alınmalıdır. Uygulamalı dilbilimin sunduğu modern çerçeveler ve araçlar kullanılarak dil faktörlerinin sistematik olarak soruşturulması, endüstrinin emniyet kültürünü daha şeffaf, daha destekleyici ve çok daha güvenli bir geleceğe taşıyacaktır. Bu yapıcı değişim rüzgarı, tüm havacılık profesyonellerini güçlendirecek ve daha esnek, dayanıklı bir sistemin inşasına zemin hazırlayacaktır.







Yorumlar